Halk Gurmesi

Halk : 1. isim Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk:
      Türk halkı.

Gurme :sıfat, Fransızca gourmet  Tatbilir:

      “Değme gurmelere taş çıkartacak kadar bilgili ve deneyimlidir.” – Ahmet Ümit

Gurme (Fransızca: gourmand), Fransız kökenli bir sıfat olan ‘gurman’dan gelir. Gourmet, “lezzeti keşfetmiş, damak tadına sahip kişi” demek. Ayrıca, “yemesini bilen” anlamına da geliyor.

 

 

Hayatımıza sonradan giren aslında hep var olan bir kavram “Gurme”.

Bir iş dalı mı? Sektör mü ya da hayat biçimi mi? Tartışmaya açık bir durum. Ama bu işin iyisi iyi para kazanıyor. Reklamlar, programlar falanlar filanlar.

Gurmelik diye bir gerçek var.

Okullusu var, alaylısı var, sonradan olması var.

Sosyal Medyanın bize yarattığı profillerden biri ayrıca.

Tabi ki insanların çabalamalarına ve paylaşımlarına sonsuz saygı duyuyorum.

Bu işi para için yapanlara da saygı duymak istiyorum.

Televizyon karşısında izlediğimiz bize mekanlar ve yemekler sunan insanlara elbette özenerek bakıyorum. Bakıyorum sadece. Çünkü halka uzak tatlar, halkın cebine uygun olmayan mekanlar. Bir tabağın üçte birini dolduran yemekler, anlamsız sanatsal tabaklar. Biz para verdik mi doymak isteriz arkadaş. Ekmeği sıyırmadıktan sonra ne anladım o  yemekten.

Evet saçmalıyorum.

Ben daha önce de yazdım bu tarz kasıntı mekanlar bana göre değil. Kendimi yabancı hissediyorum bu tarz yerlerde. Yediğimden de bir şey anlamıyorum.

Genel kültür kurallarına elbette sahibim. Ama ekstra kurallar beni kasıyor galiba.

İlk çalıştığım firmada bizi sabah kahvaltısına götürmüşlerdi. Doğrusunun sol el çatal, sağ el bıçak olduğunu bildiğim halde ben rahat edemediğim için tam tersi biçimde kullanıyorum bu yemek aletlerini. Yanımda oturan hanım ablamız : “aaaa sen solak mısın” dedi. Bende “hayır gayet salağım” dedim. İlk iş yerinde sempatik olayım derdindeyim. “Ne bileyim çatalı sağ el ile kullanıyorsunda tatlım” diye ders vermeye çalıştı bende “böyle rahatım tatlım” dedim. Bana bu görgü kuralını böğrüme saplamak amaçlı söyleyen ablamız görseniz kültür elçisi ancak gerçekte olan ise ben tabağıma yiyebileceğim kadarını alıp bitirmişken, kendisi görgüsüzlükle tabağını doldurup yiyemeden israf eden kişiydi…

Uzun lafın cücesi, herkes instagramda orada burada paylaşımlarla zaten bir furya oluşturdu. Her yediğini paylaşan, yorumlayan insanlarla doldu etrafımızı. Hakkı ile yapan var, saçmalayan var.  Hakkısız yapan var, var oğlu var.

Herkes bunu yaparken ben neden yapmayayım dedim ama bir farkla. Ben halka yönelik yapacağım bunu. Ortalama fiyatlarda olan, herkesin ulaşabileceği ve amacın doymak ama doyarken de güzel şeyler yemenin özetini paylaşacağım.

Baştan söyleyeyim gurme değilim, çok yemekten anlamam. Yemek yapmayı severim, Yemeyi severim. Sevdiğim şeyleri paylaşmayı severim. Severim oğlu severim.

Başlayacak yazı dizim. Sizi doyuracağım. Bugün nerede yiyeceğiz diye düşünmeyeceksiniz. Çok mu iddialı oldu. İddiasızım ben. Elimden geldiğince, dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca paylaşacağım sizinle.

Bekleyin beni.

 

 

 

Reklamlar

Merak edenler var mı bilmiyorum ama yaşıyorum çok şükür 🙂

Dönüşüm muhteşem olacak…

KINAMA

Hatçe “ıııı şey hah” arabuluculuk görevini ite kaka olsa da yapıyordu en azından. Dalga geçsede, “baaaakkk elinden kaçırdın” diye gözüme soksada ayarlamayı beceremediği hatun kişileri en azından bir hareket vardı. Esmese de gürlüyordu.

Ancak  isimli vatandaş bir güneş gibi doğup “sen Hatçe’yi bırak o iş bende” diyip bana ümit aşılayana kadardı. Bende o gazla Hatçe’ye nanik yapmasaydım iyiydi. Madem öyle işte böyle diyip o da saldı beni.  beni kandırdı sayın okuyucular, genç erkeklik hayallerimle oynadı, Çiftlik Bank mağduru gibi hissediyorum kendimi. Halbuki ben titan saadet zincirindeki gibi omuz omuza zıplayıp “hey hey” diye bağıracaktım. Kandırdı beni. Ne bir haber ne bir ses yok. Dalga geçti benimle. Battaniyemi kafama kadar çekip ağlıyorum şuan.

 seni şiddetle kınıyorum. İnsan söz verince tutar, tutmasa bile tutuyormuş gibi yapar. Kınım kınım kınıyorum seni. Öyle böyle değil. Bak tekrar kınadım, anam-babam da kınıyor seni. Ailecek kınıyoruz seni.

Hatçe seni zaten olağan bir şekilde kınıyorum. Seni kınamak için bahanelere ihtiyacım yok.

KINAYA KINAYA KAZANACAĞIZ…

 

 

 

 

Hatçe’ye Dair

Kız tarafı olduğum için Hatçe’yi evlendirince, “Kızımızı verdik, şanslı adam.”, “Bizim kızımız gibisini nereden bulacaktı.” gibi yaklaşımlarda bulunup kız tarafının haklı gururunu yaşıyordum. Evet yaşıyordum ama galiba o rüyadan uyandım. Durdum silkelendim ve kendime geldim. “Ulan biz bu adama kötülük yapmış olabiliriz.” dedim.

Evet dedim çünkü kız tarafıyım ve malımı iyi tanıyorum. (Mal derken lafın gelişi sevgili Hatçe).

Enişteciğimin gelişimini, çöküşünü gördükçe, yapılan bir kötülüğün insana etkisini yavaş yavaş nasıl gösterdiğini görür oldum. En son Hatçe’nin beni “misafir edip evde olmadığı” zaman zarfında Enişteciğimle geçirdiğim baş başa saatler onu daha iyi tanımama sebep oldu ve artık tarafsız olmaya karar verdim. Biz çocuğa kızımızı verdik ama kız bu çocuğun ömürünü yiyor lan. Eniştemi rahat bırak hain Hatçe…

(Daha detaylı anlatmak isterdim ama Kız Tarafı olmaktan istifa edilmiyor.)

 

tumblr_o5mppqXEXV1ujmvy2o1_500

Evet Hatçe her şey senin yüzünden.

Bu duruma gelmemde senin de payın var.

O nedenle kirvem olarak seni seçiyorum. Kirvesinin kirvesi olarak tarihe geçeceksin.

Şimdi sen düşün…

 

 

Hatçe’yi Beklerken

Geçen haftasonu yeğen hasretinden kendimi yollara vurdum ve Hatçe Seferi’ne çıktım. Arkadaş 4 araçla gidilen yer mi olur? Bir tık ötesi uçak. Bari Hatçe biraz daha uzaklaş uçakla gidip geleyim…

Yeğenimi özledim, aylardır göremiyorum. Ben gidemiyorum, zalım Hatçe’de getirmiyor yeğenimi göreyim. Çocuk beni unutmuş millete dayı diyormuş. Hem özlemişim hem kendimi hatırlatayım diye gittim sınır ötesi yerlere.

Hatçe’ye geleceğimi söyledim, o da bana “bende sizin tarafa geçeceğim erkenden, beraber gideriz bize” dedi. Anlaştık. Sabah oldu Hatçe’den ses yok. Vladimir ve Estragon Godot’u nasıl bekliyorsa bende Hatçe’yi öyle bekliyorum. O geç kaldı trafik nedeniyle ben evde sıkıldım. “Beklemeyeceğim ulan seni” dedim yeğen hasretiyle kendimi yollara vurdum. O metrobüs senin, bu metro benim hovardalığa çıktım.

Ben yeğenime ve Enişteciğime kavuştum. Vallahi Enişte Bey bana çok iyi baktı. Hatçe yokken daha iyi muhabbet edebildik. Meğersem Hatçe’den sıra gelmiyormuş konuşmaya adama… Bundan sonra ben erkek tarafıyım…

Neyse Hatçe trafikten falan filan geç geldi eve. Canı sağolsun ne diyeyim. Ama beni evlendirmeden affetmeyeceğim onu. Zalım Hatçe.

Yeğenim dillenmiş, kocaman adam olmuş ya. Özlemişim. O da özlemiş olabilir beni.

Çocuğun beni unutmasının tek sorumlusu Hatçe’dir. Lan o kadar uzağa taşınılır mı? Enişte’ye “yemek söyleyelim uğraşma” dedim, “abi buraya servis yapan yer yok” dedi. Gerisini siz düşünün.

Hatçe’ye normalde ‘sevgi’ dolu cümleler kurup gömmem gerekiyor. Şuanlık düşünmüyorum çünkü yeğenim benim yerime yapıyor. Aslan yeğenim Hatçe’ye benim yokluğumu yaşatmıyor. Ne dediğini burada yazmayacağım, ama benim kadar kuvvetli giydiriyor paşam.

Aslan yeğenim benim.

 

Ben Buranın Yersiziyim

Kendimi bildim bileli her ortama ayak uydurabilen, şekil alan bir yapıya sahip oldum.

Aşamadığım tek nokta samimiyetsizlik, yapmacıklık…

Din-dil-ırk, okul-iş-statü bunlar benim için önemsiz sonuçta hepimizin sonu iki metrekare mezar ve pamuk…

Dün annemle bir alışveriş merkezine gittik ve hayatımda belki ilk kez “ben buraya ait değilim” diyebildim. Daha öncede demişimdir ama içime fısıldamışımdır ama bu sefer bağırarak söyledim. İnsan kendini hep bir yere ait olsun ister; bir sınıf, statü, kültür düzeyi ya da zenginlik. Benim ihtiyacım güler yüz, iki muhabbet ve insanlık.

Geziyoruz, kaliteli bir ortamda kalitesizlik akıyor. Buram buram yapmacıklık kokuyor.

Bakın pahalı mağazalardan ya da lokantalardan bahsetmiyorum ben. Arz-talep durumudur bu isteyen istediği şeye istediği kadar para verir bundan bana ne. Ben insanların hal ve hareketlerinden bahsediyorum. Yapmacıklıklarından, şişkin egolarından rahatsızım ben.

“Kardeşim sana ne isteyen istediği gibi davranır” diyebilirsiniz.

“Nasıl bana ne, halka açık yerde insanları rahatsız edercesine yaşayamazlar. Gitsinler evlerinde toplaşıp birbirlerine satsınlar cakalarını, on binlerce kişinin sığabileceği dört tarafı kapalı yerlerde toplansınlar kendi ayinlerini yapsınlar.” derim bende.

Ben insanların yüz ifadelerine dikkat ederim, bu nedenle bir gün sapık diye dayak yiyeceğim ama ne zaman bilmiyorum. Benimkisi sosyolojik yaklaşım. Hal hareketlerden yorumlamayı seviyorum insanları. Dikkat ediyorum bu karakterdeki insanların yüzlerinde limon çiğniyormuş gibi bir ifade var. “Para bende, paçalarımdan kalite akıyor ama memnun olmamalıyım” ifadesi. Bazılarında “tüh osurayım derken sıçtım altıma” ifadesi oluyor.

“Gitme arkadaş öyle yerlere” diyebilirsiniz.

“Dünyanın her yeri insanlara açık değil mi? İstediğim yere gidebilmeliyim ben. Oraya gitme, burada gezme insanları sınıfsal ayrımcılığa itmeyecek mi? Bölgeler oluşmayacak mı? Nerede kalacak o bizim övündüğümüz mozaik yapımız?” diye cevap verir üstüne üstlük sonunda soru bile sorarım.

Galiba ben sen sadeliği, salaşlığı seviyorum. Yemek yerken rahat hissetmeliyim, konuşurken keskin kurallara esir olmamalıyım. Hareketlerim başkaları tarafından yargılanmamalı.

“Eee sen milleti yargıladın, idam ediyorsun” diyebilirsiniz.

“Ben yapmacıklığı, samimiyetsizliği hatta paranın gücünün önemsizliğinden bahsediyorum. Pizzayı elle yemenin ayıp olmadığını, ya da içten kahkaha atmanın yanlış olmadığını savunuyorum. Şekile ya da kalıba girmenin gereksizliğinden bahsediyorum.” diye cevap veririm.

Evet çok para verilenm lokantalar gayet güzel, hergün olmasa bile gidip denenmesi gereken yerler mevcut. Ancak ben o çok pahalı pizzayı neden elle yiyemiyorum? Evet istesem yerdim ama göz tacizine, cıkcıklamaya hiç ihtiyaç duymadığım anlardı.

Dün  yediğim yemek evet güzeldi, kaliteliydi ancak sokakta kaldırımda yediğim köfte-ekmek kadar keyif vermedi galiba.

Hani puzzleda bir parçayı hiç bir yere yerleştiremezsiniz ya galiba bende dün kendimi bir yere oturtamadım havada kaldım…

İçimdeki serseri izin vermiyor…

Sokak çocuğuyum ben…

Günün Anlam ve Önemi

Yine yalnız bir Sevgililer Günü…

Yemişim sevgililer gününü, bana hergün bayram…

Ama şu sağda solda gezen aşk pıtırcıklarına aşağıdaki klipte göreceğiniz hal ve davranışlarda bulunacağım bir gün demedi demeyin…

İlk hedefim Hatçe olacak…