The Big Hatçe Theory

Bir atasözüdür, belkide değildir: “Hatice’ye değil neticeye bak”

Ben Hatçe’ye bakıyorum netice yok. Hatçe işten kaytarıyor. Netice alamıyoruz. Bakış açısı hep halı kenarları. Ben sana güvenmiştim halbuki. Kongre öncesi Ali Koç’a nasıl bağırdıysak tribünde bende evin balkonundan sana öyle bağırmıştım: “İnanıyoruz, güveniyoruz.”

Yok şimdi Allah için birdende “çalışmıyor” diyemeyiz. Çalışmaları tam gaz devam ediyor. Ediyorda galiba baştan savma yapıyor bu işi. Şikayetçiyim, müffetiş gönderin Hatçe’ye.

Ben Hatçe’nin oğluna kirve oldum, yani “Pipiden Sorumlu Devlet Bakanı”. Yakınımıda hemen işe sokayım dedim Hatçe’yide “Aileden Sorumlu Bakan” yaptım. Ama bakan, bakmayan oldu.

Hayır işi savsakladığı gibi birde dalga geçiyor benle. “Ayarlayamadığı” hatunlar sevgili bulunca ya da evlenince bana screenshot yolluyor “Bak derdine yan ahahaha” diye. Beceremiyor birde dalga geçiyor. Yaşlandıkça bir haller oluyor Hatçe’ye. İnsan insana bunu yapar mı? Kardeş dedim, bacım dedim sırtımdan vuruyor beni. Kaçmıyorda başımda bekleyip dalga geçiyor. Sık Hatçe kafama sık ne bekliyorsun. Hain Hatçe.

Doğum günümde bana yolladığı duygusal mesajla gözlerimi yaşarttı. Can dedim, kardeş dedim. Dalga geçiyor ya benle. Ben senle dalga geçiyor muyum hiç Hatçe? Domdom Hatçe. Mutluluktan neden gözlerimi yaşartmıyorsun Hatçe? Düğünümde seninle göbek atamayacak mıyım? Eşime görümce olacaksın daha ne istiyorsun?

Oğlu benim canım, yeğenim. Kirve olma şerefine nail etti beni sağolsun Hatçe. Ama çocuk pipisini keşfettiği yaşlara geldi. Görmeye gittiğimde arada, çocuğun pipisini tutup bana düşmanca bakışlar attığını görüyorum. Hatçe gizliden oğlunu mu dolduruyorsun bana karşı? Yok Hatçe’lerde gece kalmaya korkar oldum çocuk intikam alacak diye.

Birde bana “oğlum ben dağda yaşıyorum” diyor. Dağda yaşıyorsan tabi bana kız bulamazsın. Dağda bana ağaç mı ayarlayacan, yaban domuzuyla mı evlendirecen? Şehire inmen lazım senin. Görevini layığınla yapabilmen için şehire taşınman gerek. Bize yakın taşın ki bende yeğenimden ayrı kalmayayım daha fazla.

Uykunun en güzel yerinde çişin gelsin Hatçe.

Beni evlendiremediğin her sene bir tane çocuğun olsun Hatçe. (Ne güzel çok yeğen, dapdayı olurum.)

DipNot: Asla beddua değil yukarıdaki yazdıklarım. Her duamda yeri olan insana kötü düşünce besleyemem ben. Kardeşim benim o. Benimki sadece temenni 🙂

 

Reklamlar

Kötü Bir Konu

Ölüm:

1. isim Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi, ahiret yolculuğu, ebedî uyku, emrihak, irtihal, memat, mevt, vefat
Herhâlde padişah da, annesi ve hemşireleri de dostlarının vakitsiz ölümüne karşı çok müteessir olmuşlardı.

Evet çok sıkıcı bir konu. Hiç birimizin sevmediği, konuşulduğu zaman konuyu kapatmak için elimizden geleni yapmaya çalıştığımız ama hayatın tek gerçeği olan ölüm.

Bizi zorlayan ölümden ziyade ayrılık hissi, tekrar görememek korkusu.

“Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”

Veda insanoğlu için zordur. Hele ki toprağa ya da sonsuzluğa uğurlamak, veda etmek en acısı. Ama hayatın gerçeği. Her şeyin bir sonu olduğu gibi.

Çok yaşamak mı ya da iyi yaşamak mı önemli olan? Son yolculukta iyi anılmak mı asıl önemli olan? Kimisi der ki “Ben öldükten sonra gerisi tufan.”, kimisi de “Güzel yaşamak gibi ölümden sonra da güzel anılmak asıl güzel olan.”.

Ölüm aslında insanoğlunun son sınavıdır. Alacağı not geleceğine yön verirken, geçmişini de sorguya çekecektir.  Sınav soruları tüm hayattan yükümlü insanoğlu.

Tamam kimse bu konuyu konuşmayı, duymayı sevmiyor. Hepimiz sevdiklerimizi teker teker uğurladık kara toprağı. İsimleri anıldıkça ya içimize ya dışımıza akıttık göz yaşlarımızı. Ama sonuçta hepimiz onlara kavuşacağımız günü beklemiyor muyuz?

Hz. Mevlana, ölüm gecesinin “Şeb-i Arus” olarak anılmasını, ağlama, yas, matem tutulmasını değil bilakis sevinç ve kutlama yapılmasını istemiştir. Çünkü ölüm günü Sevgili’ye, Hakk’a kavuşma günüdür.

Eski Türkler ölümün “kötü ruhlar”’dan kaynaklandığı düşüncesine sahiptiler. Altay Türkleri “yeraltı dünyası”’nın Tanrısı Erlik’in yeryüzüne gönderdiği “üzüt” adı verilen görevlileri aracılığı ile ruhlarını alarak hayatlarına son verdiğine inanırlardı ve ölümü direk anmazlar, “can verdi”, “uçtu” gibi; birinin ölümünü ise “anamı kaybettim” gibi dolaylı ifadeleri kullanırlardı.

Rahmetli Dedem; ölünün arkasından ağlamanın ölünün canını acıtacağını söylermiş. Onu dualarla ve iyi hatıralarıyla anılması gerektiğini söylermiş. Söylermiş diyorum çünkü ben iki dedemi de görmedim.

Allah herkese ölümün güzelini versin. Ölümün güzeli olur mu diye söylenmeyin, olur pek tabi. Huzur içinde ölmek en güzelidir. Dedem gibi yatağımda ölmek isterim bende.

“Ne ölümden korkmak ayıp ne de düşünmek ölümü.”

DipNot: Bugün benim doğum günüm, Adnan Menderes’in idam edildiği gün. Ölümde doğum gibi doğal bir şey. Yaşlanıyorum arz ederim.

 

 

Doktor Civanım

Hakim Bey? üzerinden

Hayal demiştim ya Hakim Bey ile olan diyaloğumun ve bu diyaloğumun yazıya dökülmesi, neden devam etmesin. Hayallerimden dizi yapamaz mıyım? Arkası yarın. Önceki yazımı merak edenler için üst tarafa kondurdum linki bakabilirler.

Hakim Bey’in önünden hastaneye götürülmüştüm. Hayal bu ya. Diyelim ki oradaki doktorda Hakim Bey Amca’dan iyi olmasın anlayışlı biri çıktı. Ben konuşmaya muhtaç, o dinlemeye mecbur. Ben konuşacak yer ararken o mesaisini bitirme derdinde. Haydi başlasın o zaman diyalog.

  • Ben : Benim çok acil konuşmam lazım, açın şu kapıyı lütfen.
  • Hasta Bakıcı : Ne konuşacaksın hemşehrim? Ayrıca kiminle konuşmak istiyorsun? Benimle konuş.
  • Ben : Seninle konuşulmuyor arkadaşım, yoksa çok konuşmak isterdim seninle. Muhabbetin çok sıkıcı sonunda köyden yengeyi kaçırmana bağlıyorsun konuyu, ben bunu 138 kere dinledim ve ben bir haftadır burdayım. İlk başlarda heyecanlı oluyordu ancak son zamanlarda yengenin haline acır oldum. Kaçırmasan daha iyi olurmuş sanki. Ayrıca aynı bölgeden bile değiliz nereden hemşehri oluyoruz?
  • Hasta Bakıcı : Sen bilirsin arkadaş. Bendeki macera kimsede yok. Ayrıca yengenle biz severek kaçtık. Sevişerek demiyorum bak. Evlenmeden olmaz diye ısrar edince sadece severek kaçtık.
  • Ben : Anlatma diyorum sana anlatma. Daha ne kadar pisleşebilirsin? Sus arkadaşım ne olursun sus.
  • Hasta Bakıcı : Hani konuşmak istiyordun?
  • Ben : Seninle değil.
  • Hasta Bakıcı : Kiminle?
  • Ben : Doktorumla konuşmak istiyorum. Doktor civanıma götür beni. Apar beni doktora.
  • Hasta Bakıcı : Doktorun işi gücü yokta seninle konuşacak. Başka derdin paşam?
  • Ben : Hastasıyım ulan konuşacak tabi benimle. Hem Hakim Bey’den torpilliyim. Git konuşmak istediğimi tiz ilet ona.
  • Hasta Bakıcı : Şimdi gidip söylemezsem yine diğer hastaları organize eder, burayı başımıza yıkarsın sen.
  • Ben : Doktorla acil konuşmam lazım. Çok net bir talep değil mi? Hastanedeyiz ve derdime derman olacak kişi doktor ve benim onunla konuşmam gerenk. Lütfen gidip söyler misin en acilinden.
  • Hasta Bakıcı : Tamam gidiyorum baş belası herif.
  • Ben : Bu benzetmeni iltifat olarak kabul ediyorum.

 

15 dakika sonra Hasta Bakıcı bey beni doktorun odasına götürmeye gelir.

Akıl hastanelerinde hasta bakıcılara gardiyan da denir. Ama ben Hasta Bakıcıyı tercih ettim.

  • Doktor : Benimle görüşmek istemişsin? Bir sorun mu var?
  • Ben : Sorun sahibi olmadan sizinle konuşmamız mümkün değil mi? Burada yatılı kalıyorsam ve sorunsuzsam neden beni burada tutuyorsunuz?
  • Doktor : Burada bulunmanızın nedeni elbet bir soruna bağlı ama sürmekte olan tedavinizde bir problem gözükmüyor ve alınan değerler sonucunda her geçen gün daha iyiye gidiyorsunuz.
  • Ben : Kim demiş daha iyiye gittiğini?
  • Doktor : Tahlil, gözlem ve analizler.
  • Ben : Yalan söylüyorlar. Dünya bu kadar kötüye giderken benim iyiye gitmem ne kadar mümkün?
  • Ben : Ayrıca başımda zebellah gibi bekleyen hasta röntgencisi arkadaşı dışarı alabilir miyiz Doktor Bey?
  • Hasta Bakıcı : Ben burada seni beklemekle yükümlüyüm, çıkamam.
  • Ben : Burada beklemekle yükümlülüğüne saygı duyuyor bu yükümlülüğünü kapının önünde gidermeni rica ediyorum. Ben Doktor Bey ile özel konuşmak istiyorum. Mahremimi senin yükümlülüğünle neden başgöz edeyim ki?
  • Doktor : Çıkabilirsin arkadaşım.
  • Hasta Bakıcı : Nasıl olur Doktor Bey? Güvenliğiniz?
  • Ben : Isırma problemim yok uysalım ben.
  • Doktor : Çıkabilirsin problem yok. Biz konuşacağız sadece.

Zorla çıkar Hasta Bakıcı.

Burada şöyle bir ara vermek istiyorum. Bir doktorla bu şekilde görüşmek elbet mümkün değil günümüz ülkesinde. Dedim ya bu hayal. Kafamın içindeki harflerin bir araya gelmesi.

  • Doktor : Dinliyorum sizi.
  • Ben : Sizi mi? Ben gayet tekilim ve sizli bizli olmamıza gerek yok. Laubali olmadıkça samimiyetten zarar gelmez değil mi?
  • Doktor : Elbette.
  • Ben : Zaten başımıza ne geliyorsa bu samimiyetsizliğimizden gelmiyor mu? Yediğimiz, içtiğimiz şeyler ne kadar inorganik oldukça bizde yapmacık olmaya başladık insanoğlu olarak.
  • Doktor : Direk konuya odaklanabilir miyiz? Problem nedir?
  • Ben : Problem mi? Bu durumu bir adet probleme indirgeyemeyiz. Problemlerden bir buket. Hatta çelenk.
  • Ben: Ben sadece sizinle muhabbet etmek istiyorum. Paylaşmak istiyorum. Susmanın hiçbirimize faydası yok.
  • Doktor : Konuşalım o zaman.
  • Ben : Duvarların insan ruhunu hapsedemediğini biliyor muydunuz? Ruhumuz özgür oldukça bedenimiz bir o kadar esir.
  • Doktor : Ama burası bir hapishane değil ki. Sizin sorunlarınızı çözebilmemiz için sizi misafir ettiğimiz bir misafirhane.
  • Ben: Buradan bahsetmiyorum ki doktor. Sorun sadece burada değil ki. İlk önce kendimizi hapsetmiyor muyuz çimento ve tuğlanın bir araya gelmesi ile oluşan duvarların arasına? Kendi dünyamızı kurmuyor muyuz herkesten gizli? Kişiye Özel. Oraya hapsetmiyor muyuz kendimizi? Yaşamımızı paylaştığımız duvarları kentsel dönüşüm altında hiçbir şey paylaşmamış gibi yıkmalarına izin vermiyor muyuz? Peki ne için? Yeni sayfa açar gibi taze duvarlar için. Metrekaresi düşen duvarlar bizim yükümüzü kaldırabilecek mi? Söyleyin bana lütfen Doktor bu müteahhitler, mimarlar bizim yükümüzü kaldırabilecek duvarları sağlam yapabiliyorlar mı?
  • Doktor : Seni bu düşünceye iten konu nedir peki?
  • Ben : Duvarlar diyorum, kentsel dönüşümde dönüşsel tavrı kesin olan ve yenilenen duvarlar sence de sağlam mıdır?
  • Doktor : Sağlam olması gerekir.
  • Doktor : Peki neden benimle konuşmak istedin?
  • Ben : Konuşmak istiyorum çünkü harfler sözcüklere, sözcükler cümlelere ve tümü bir karnavala dönüyor beynimin içinde paylaşmam gerekiyor.
  • Doktor : Neden ben ama? Günün belirli saatlerinde burada bulunan misafirlerimizle neden konuşmuyorsun?
  • Ben : Misafir mi? Şuna hasta desenize neyin nezaketini yaşıyoruz Doktor? Havalandırmalarda volta atmaktan öteye giden bir durum mu var burada?
  • Doktor : Burası cezaevi değil ve sizde misafirlerimizsiniz bizim.
  • Ben : Misafir mi? Cezaevinden ne farkı var buranın? Kapıdaki gardiyanın bizim misafir olduğumuzdan haberi var mı? Keza “yengeyi kaçırma” macerasını dinleye dinleye misafirlikten ev sahipliğine evrilecem yakında.
  • Doktor : Sorma o konu buranın başlı başına efsanesi. Bilmeyen yok. Hem o gardiyan dediğin insan senin güvenliğin için?
  • Ben : Benim güvenliğim mi?
  • Doktor : Evet dış tehlikelerden sakınıyor seni.
  • Ben : Kendimden nasıl koruyacak peki beni? Asıl tehlike ben isem. Kendi kendimi yiyen bir kurt isem?
  • Doktor : Kendine zarar vermekten mi korkuyorsun?
  • Ben : Dünyadaki insanlardan daha fazla zarar veremem ki kendime. İnsan kendine acır Doktor bilir misin? Hem kendine bir o kadar hainken bir o kadarda acır. Kıyamaz kendine. İntiharı hiç düşünmedim benim için iyi bir son olmazdı. Benim sonum herkes gibi olmalı. Misal rahmetli dedem gibi, yatağımda ölmeliyim. Gerçi -eğer ki anneme babama bir şey olursa ve bu yalnızlığım sürerse- kokarım evimin içinde belki aylar sonra bulunur cesedim. Olsun ben huzurlu öldükten sonra komşularımda kokumun kusuruna bakmasınlar. Öldüm diye hesap soramazlar ya.
  • Doktor : Neden yalnız hissediyorsun kendini?
  • Ben : Kesinlikle yalnız değilim. Bu dünyada kimse yalnız değil. Yalnızlık insan beyninin bize zorla sunduğu bir olgu ya da insanların kendine acıma yöntemi.
  • Doktor : Peki neden yalnızlıktan şikayet ettin?
  • Ben : İnsan yaşadıkça ve gördükçe aslında yalnızlığın var olduğunu hissediyor ve kendini yalnızlaştırıyor. Çünkü etrafındaki insanlar samimiyetsiz oldukça uzaklaşıyor birbirlerinden. Yalnızlığı bile biz kendi kendimize yapıyoruz. Bende yalnızım bir annem bir babam var ve tabi ki bir de sığındığım Allah’ım.
  • Doktor : Neden şikayet ediyorsun?
  • Ben : Benim şikayetimin kaynağı Hatçe.
  • Doktor : Hatçe kim?
  • Ben : Çok uzun hikaye. Ana-babamız bir değil ama kardeşiz.
  • Doktor : Peki neden şikayet ediyorsun ondan? İnsan kardeşleriyle anlaşamayabilir.
  • Ben : Anlaşmamızda bir problem yok ki bizim.
  • Doktor : Anladım ama yalnızlığınla alakası ne?
  • Ben : Arkadaş arkadaşın zepevengidir tanımına uyuyor ama beceremiyor. Beceriksiz. Yalnız isem onun yüzündendir. Hakim Bey’ede şikayette bulundum. Ama hiçbir ceza-i işlemde bulunmadı.
  • Doktor : Kendi ilişkini kendin kuramıyor musun? Hatçe’yi bu konuda suçlayamazsın ki.
  • Ben : Beni sizinle konuşmaya neden bir hasta bakıcı getiriyor? O getirmeden ben gelemez miyim? Aracıya ne ihtiyacımız var?
  • Doktor : O sizin güvenliğiniz için demiştim ya.
  • Ben : Hala güvenlikten bahsediyorsunuz. Açık olun Doktor siz bizden korktuğunuz için devamlı başımızda bir bekçi oluyor. Bizden korkuyorsunuz. Korkuyorsunuz diye suçlayamam sizi. İnsan düzeltemediği şeyden korkar elbet. Ama inanın ne kadar deliysek bir o kadar tatlıyız. Korkmayın bizden bir çoğumuz ısırmayız, ısıranlarımızında aşıları tamdır.
  • Doktor : Konumuza dönelim, Hatçe diyordun en son. Geliyor mu seni görmeye.
  • Ben : Evet geliyor sağolsun. Ama son geldiğinde yüzü gözü bir garipti ama neyse.

 

Dip Not: Bu yazıdan sonra sesim çıkmaz ise failim Hatçe’dir.

 

  • Doktor Neden benimle konuşmak istedinde diğer misafirlerimizle değil?
  • Ben : Onlar hangimiz daha deliyiz derdindeler. Yarışmaya çevirmişler. Ben bilmem Delim bilir. Konuşamıyoruz. İletişimimiz sıfır. Siz farklısınız.
  • Doktor : Peki öyle olsun. Şu geçenlerde burada çıkan olayda senin parmağın olduğu söyleniyor doğru mu?
  • Ben : Olmaz olur mu? Olay nerede ben oradayım ve bütün parmaklarım ordaydı.
  • Doktor : Neden yaptın peki? Hastanenin kapısına kadar gitmişken hastalarla kaçmamışsın.
  • Ben : Evet kaçmadım. Kaçmak için yapmadım ki. Hem Hakim Amca’ya sözüm var benim. Neden kaçayım dışarısı buradan daha tehlikeli değil mi? Evet planladım ve planım deli gibi işledi. Kapıya geldiğimizde grubu beklettim. İsteseydim kaçtığımızı çok geç farkederlerdi. Ama benim amacım kaçmak değil, bizi burada tutan güvenlik ve diğer tüm çalışanların bizim deli olduğumuzu aptal olmadığımızı, aptal olanların kendileri olduğunu anlayabilmelerini istedim sadece.
  • Doktor : Anladılar mı sence?
  • Ben : Sanmıyorum. Biz hala ne kadar deliysek onlarda o kadar aptal.
  • Ben : Hakim Bey gözükmüyor epeydir. Nerede olduğunu biliyor musun?
  • Doktor : Adli tatil başladı kendisi izinde. Ama telefonda haftada bir arayıp soruyor seni.
  • Ben : Sağolsun, eksik olmasın. Ondan iyi olma sende iyi birisin Doktor.
  • Doktor : Sağolasın. Buradan çıkabilecek durumdasın neden biraz daha kalmak istiyorsun?
  • Ben : Biraz daha kalmak istiyorum doktor. İnsanlar çok çiğ, belki pişerler diye umut ediyorum. Ama elbet çıkacağım. Deniz kokusuna hasret kaldım. Daha fazla ayrı kalamam. Şimdi izninizle harf biriktirmek için odama dönmek istiyorum.
  • Doktor : İzin senin.
  • Ben : Hasta Dikizleyici götür beni odama. Elimden tutma. Ben hala kadınlardan hoşlanıyorum.
  • Hasta Bakıcı : Çattık arkadaş.

 

Heralde konuşmamız bu şekilde son bulurdu. Ama bitti sanmayın. Devamı gelir belki.

 

 

Hakim Bey?

En sonunda bir gün herhangi bir Adalet Sarayı’na girip karşıma çıkan ilk mahkeme salonuna girip hakim bey ya da hanım ile dertleşmek niyetindeyim. Bazı itirazlarım, bir çok şikayetim ve az sayılmayan taleplerim olacak. Yemin ederim uslu duracağım.

  • Mübaşir: Ne oluyor arkadaşım giremezsin öyle apar topar. Dursana!
  • Ben: Ya bir arkadaşa bakıp çıkacağım vallahi çok durmayacağım.
  • Mübaşir: Dur arkadaşım diskotek mi burası?
  • Ben: Diskotek mi kaldı be abi sen hangi tarihte kaldın?

Bir vücut çalımı, aaa bak kuş şaşırtması ile girerim içeri.

  • Hakim Bey: Hop ne oluyor arkadaşım? Ne bu hengame? Dingo’nun Ahırına mı giriyorsun böyle destursuz?
  • Ben: Hakim Bey sizinle konuşmam şart.
  • Hakim Bey: Ne konuşacaksın? Hem sen kimsin? Kim oluyorsun bu şekilde buraya giriyorsun?
  • Ben: Kim olduğum benim içinde şüpheli, elbet bir kimlik sahibiyim ama o kimlikteki gerçekten ben miyim bilemiyorum.
  • Hakim Bey: Arkadaşım hasta mısın sen?
  • Ben: Hayır değilim sıhhatim yerinde. Sizde afiyettesinizdir inşallah efendim?
  • Mübaşir: Arkadaşım çıksana!
  • Ben: Hakim Bey bir şey söyler misiniz bu arkadaşa “içeri damsız girilmez” dedi bana.
  • Mübaşir: Hayır efendim yok öyle bir şey yalan söylüyor, apar topar girdi içeri durduramadım.
  • Ben: Duracak zaman mı ki? Hakim Bey ile konuşmam çok elzem benim için.
  • Hakim Bey: Dur hele mübaşir efendi şu arkadaşın derdini anlayalım bir.
  • Mübaşir: Ama Sayın Hakimim aranızı böldü, aradan sonrada bekleyen davalar var.
  • Ben: Mübaşir Efendi adalet er geç yerini bulur, bekleyebilirler elbet.
  • Hakim Bey: Ooo paşam istersen cübbeyide sana vereyim? Sen geç yerime.
  • Ben: Estağfurullah Hakim Bey… Yerinizde gözüm yok. Ayrıca bu sıcakta cübbeyi neden giyeyim? Pişik yapar o. Hem çok sıcak burası? Klima neden bozuk?
  • Mübaşir: Klima arızalı, arıza bilgisi verdik ancak yoğunluktan teknik servis bakamadı hala.
  • Hakim Bey: Bu kadar büyük bir yere yetişemiyorlar tabi.
  • Ben: Yetişemezler efendim. Kocaman bina, iki kere kayboldum içinde. Asansörle çıktım, inecek merdiven bulamadım. Hem çok kalabalık. Mahşer denilen şey böyle mi olacak acaba?
  • Hakim Bey: İlçe mahkemeleri varken ne kadar güzeldi. Yine yoğunduk ama küçük yerlerdi.
  • Ben: Evet efendim, çok haklısınız. Ne kadar güzeldi. Ufak ve samimi. Her ilçeye ayrı mahkeme. Hem gezmişte oluyorduk. Beyazıt’a gitmişken Sultanahmet’e uğruyor köfte yiyorduk, Sarıyer’de mahkeme çıkışı deniz kenarında çay içmece. Kadıköy’de ver elini Moda. Yöresel Mahkeme tadında. Elimizden aldılar. Koca koca binalara tıkıldık. Mahşeri, dünyada yaşıyoruz.
  • Hakim Bey: Arkadaşım uzatmadan derdini söyle işimiz gücümüz var…
  • Ben: Mübaşir çıksın o zaman size özel anlatmak istiyorum.
  • Mübaşir: Ama efendim.
  • Hakim Bey: Çık hele dışarı Mübaşir Efendi çattık deliye.
  • Ben: Deli lafınıza alınmadım ama çattık demeniz az biraz kalbimi kırdı.
  • Hakim Bey: Eee anlat hadi!

Gözüm Yaz Kızım ablaya takılır.

  • Yaz Kızım: Bende mi çıkayım efendim?
  • Ben: Senin kalman gerek.
  • Hakim Bey: Nedenmiş o?
  • Ben: Birinin konuştuklarımızı yazıya dökmesi gerek, gelecek nesiller için hem söz uçar yazı kalır.
  • Hakim Bey: Uğraştırmasana bizi evladım.
  • Ben: Yazılması şart efendim. İleride Orhun Kitabeleri gibi değerlenebilir konuşmalarımız. Tarihte yer almak istemez misiniz efendim?
  • Hakim Bey: Hmmm… İsterim tabi yaz kızım.
  • Ben: Şikayetim var Hakim Bey!
  • Hakim Bey: Nedir şikayetin evladım anlat.
  • Ben: Yazıyorsun değil mi abla?
  • Yaz Kızım: Yazıyorum yazıyorum.
  • Ben: İnsanlardan şikayetçiyim. İnsan gibi görünüp insanlığın gerektirdiklerini yerine getirmiyorlar. Tecavüz, cinayet, hırsızlık her köşe başında. Merhamet kalmamış kimsede. Sevgi deseniz yerlerde sürünüyor. Saygıdan bahsetmek istemiyorum toplu tecavüze kurban gitti.
  • Hakim Bey: Ne demek istediğini anlayamadım?
  • Ben: Haberleri izlemiyor musunuz, gazetelere göz gezdirmiyor musunuz? Olanlardan, yaşadıklarımızdan bihaber olamazsınız ya?
  • Hakim Bey: Elbet biliyorum.
  • Ben: O zaman neden sessiz kalıyorsunuz? Bu insanlık çileden çıkmış. Ben bu insanlıktan şikayetçiyim!
  • Hakim Bey: Ne yapmamı istiyorsun?
  • Ben: Hapis ya da İdam sonuç değil. Bu insanları insanlıktan çıkarın!
  • Hakim Bey: Olur mu öyle şey? Olmaz.
  • Ben: O zaman beni insanlıktan atın. Ben bu iki ayaklı varlıklarla aynı türden olmak istemiyorum.
  • Hakim Bey: Ne olacaksın hayvan mı?
  • Ben: Hayır hakim bey hayvan olacak kadar masum değilim. O türü kirletemem.
  • Hakim Bey: Peki ne olacaksın?
  • Ben: Kendime özel bir tür olma niyetindeyim.
  • Hakim Bey: Manyak mısın?
  • Ben: Hakim Bey neden anlamak istemiyorsunuz beni? Şikayetime yaptırım uygulayamıyorsunuz. Verdiğiniz cezalar yetersiz, sonuçlar yetersiz. Bende türümden istifa etmek istiyorum bu talebimi yerine getirin bari.
  • Hakim Bey: Haydi oldu diyelim ne olacaksın? Yeni türünün adı ne olacak?
  • Ben: Dünya dışı varlıklara Uzaylı diyorlar, bende dünyada olup dünyada olmayan yeni bir tür olacağım için “Dünyalı” olabilirim. Evet Dünyalı türümün adı. Türümün tek örneğide benim şuan. İnsanlıkla benzerlik gösterip benzer olmayan bir varlık.
  • Hakim Bey: İyice delirmeye başladık Allah sonumuzu hayır etsin.
  • Ben: Amin.
  • Hakim Bey: Sen yeni türsen dinin olmaz ki senin. Sıfırdan başlaman gerekmez mi?
  • Ben: Dünyadaki her varlık yaradandan ötürü değil midir? Bende eski sistemle devam edip türümün de Müslümanlığı seçtiğini beyan ediyorum size Hakim Bey…
  • Hakim Bey: Hasbinallah…
  • Hakim Bey: Peki türün kabul edildi ama sen teksin nasıl çoğalmayı, üremeyi düşünüyorsun?
  • Ben: Hatçe insan ırkından bulamadı kesin insan olmayan bir varlık bulur. Eminim.
  • Hakim Bey: Hatçe kim?
  • Ben: Yeğenimin anası.
  • Hakim Bey: Kardeşin mi?
  • Ben: Aynı ana-babadan değiliz, ama kardeşiz. Hem Hakim Bey ben türümün tek örneği olduğum gibi anamın babamında tek örneğiyim.
  • Ben: İtirazım var Hakim Bey Amca!
  • Hakim Bey: Amca? Sululuğu lüzumu yok ben Hulusi Kentmen değilim.
  • Ben: Olamazsınızda onun gibiler güzel dolmuşlara binip çekip gittiler.
  • Hakim Bey: Bana bak sabrımı zorlama!
  • Ben: İtirazım var diyorum!
  • Hakim Bey: Neymiş itirazın?
  • Ben: Hayvanlarında insanların sahip olduğu haklara sahip olmasını talep ediyorum. İtiraz ediyorum insanlarda hayvan kategorisine alınmalı.
  • Hakim Bey: Senin türün bu durumda ne olacak?
  • Ben: Benim türüm Dünyalı, hayvanlara sevecen ve insanlara mesafeli olacak.
  • Hakim Bey: Bir yeğenden bahsediyordun. Bu durumda tür değişikliğinde dayılıktan azad edilmiş olacaksın.
  • Ben: Hayır azad olmuş sayılmam, türler arası yakınlaşma, kardeşlik ve barışın simgesi olur. Yeğenimden ayıramazsınız beni!
  • Hakim Bey: Peki sen tek başına üreyemeyeceğine göre türünü nasıl devam ettireceksin?
  • Ben: Hatçe’ye güvenim tam. Dedim ya insan bulamadı başka bir tür kesin bulur.
  • Hakim Bey: Ya bulamazsa evladım?
  • Ben: İş size düşüyor efendim bulmak zorunda bırakacaksınız, ihtar çekeceksiniz, elini mahkum edeceksiniz.
  • Ben: Şikayetçiyim!
  • Hakim Bey: Kimden evladım?
  • Ben: Hatçe’den. Yeteri kadar ilgilenmiyor benimle, türüme gerekli özeni göstermiyor.
  • Hakim Bey: Ne yapmamı istiyorsun?
  • Ben: Cezalandırın, burnunu sürtün, saçını başını yolun.
  • Hakim Bey: Terbiyesizleşmesen?
  • Hakim Bey: Ne cezası verebilirim? Bunun kanunda yeri yok ki?
  • Ben: Kanunda yeri olmaması vicdanınızın olmamasını sağlamaz efendim. O Nutellasız yaşayamaz… Nutella yememe cezası verin. Yalnız Nutella ve benzeri tüm ürrünlerde aynı yasağı koyun. Aklı o zaman başına gelir. 3 gün içinde düğünümde göbek atıyor oluruz karşılıklı Hakim Bey. Sizi çok sevdim ben söz nikah şahidim yapacağım.
  • Hakim Bey: Tür değiştiriceğim diyorsun ama evleneceğim, nikah şahidi ve göbek atmaktan bahsediyorsun, nasıl olacak bu?
  • Ben: Ben türümü değiştiriyorum efendim yaşantımı değil? Aynı yerlerde yaşayıp, aynı işte çalışıp, standartlarımı bozmadan farklı bir tür olmak istiyorum sadece. Çünkü insanlık hiç iyi bir yere gitmiyor ve ben insan olmaktan utanır oldum. Empati yapamayan, sevinçleri ya da hüzünleri paylaşmayı bilmeyen. bencilliğin diz boyu olduğu, sevginin menfaatlerle ölçüldüğü, aşkın bacak arasında arandığı, sevenin sevilmediği ve sevilenin şımarıklığı, artan teknoloji ve artan teknoloji ile değersizleşen değerlerin söz konusu ve konu mankeni olduğu insanlıktan bıktım.
  • Ben: Anlatabilmişimdir umarım efendim.

Kapı açılır polis eşliğinde beni almaya gelen doktor ve hademeler içeri girer.

  • Ben: Hakim bey yaptığınız ayıp değil mi?
  • Hakim Bey: Benim bir alakam yok, Neler oluyor polis bey?
  • Polis: Durum bize bildirildi ve asansör bozuk olduğu için bu kadar geçiktik özür dileriz Sayın Hakimim.
  • Hakim Bey: Ben onu mu diyorum? Ben çağırmadım sizi, arkadaşla dertleşiyorduk sadece.
  • Polis: İçeriden mübaşire mesaj çekilmiş “polise haber ver” diye. “İçeride deli var” denmiş. O nedenle Hastanedende destek aldık.
  • Hakim Bey: Kızım?
  • Yaz Kızım: Sayın Hakimim ben mesaj attım, korktum gidişat iyi gözükmüyordu. Mübaşir Efendiye Whatsapp’tan yazdım.
  • Ben: Hem söylediklerimi yazıp hem telefondan nasıl mesaj atabildin hanım abla? Helal olsun sana.
  • Yaz Kızım: İşim bu benim.
  • Ben: Hakim Bey bu kıza dikkat edin vallahi tehlikeli, mübaşire bakışı da bakış değildi. Kesin aralarında var bir şey.
  • Hakim Bey: Oğlum ne diyorsun bildiğim kadarıyla evliydin sen değil mi Mübaşir Efendi?
  • Mübaşir: Evet evliyim,  bu deli saçmalıyor efendim.
  • Ben: Tez boşayın bunu karısından efendim, yazık kadıncağıza. Eminim sadece Whatsapp’ta kalmıyordur bunların yazışması.
  • Yaz Kızım: Ne diyorsun be manyak şey.
  • Hakim Bey: Susun be.
  • Polis: İzniniz olursa arkadaşı alalım biz Sayın Hakimim.
  • Hakim Bey: Evladım yapabileceğim bir şey yok olay diğer mercilere kadar sıçramış istersen zorluk çıkarmadan git onlarla.
  • Hakim Bey: Alabiliriz arkadaşı ama nazık davranın, başhekiminize selamımı iletin, yakınım olduğunu söyleyin ona göre davransın.

Elinde deli gömleği ile bekleyen kapı gibi hademeler bana doğru yürür.

  • Ben: DURUUUUUNNN!
  • Polis: Ne oldu?
  • Hakim Bey: Ne oldu evladım?
  • Ben: O pis gömleği bana giydiremezsiniz. Kim bilir kaç kişiye giydirdiniz? Mikroplu mikroplu.
  • Hademe: Ne yapmamızı bekliyorsun?
  • Ben: Ben yanımda sıfır hiç kullanılmamış cillop gibi bir deli gömleği getirdim onu giydirin bana. Buyurun.
  • Ben: Hakim Bey sizi çok sevdim, size son bir şey söyleyebilir miyim?
  • Hakim Bey: Buyur evladım?
  • Ben: Beni ziyarete gelin, sizi çok özlerim ben. Adalet mülkün temelidir beni temelsiz bırakmayın orada…
  • Hakim Bey: Geleceğim evladım.

 

Muhtemelen bu şekilde olurdu mahkeme salonunda yaşadıklarım ya da benim hayal ettiklerim. İlk dakikasında apar topar ters kelepçe toplarlardı beni, dinlemeden etmeden. En azından hayalimde birilerine kendimi dinletebiliyorum. Anlatmak istiyorum sadece. Susmadan. Usanmadan.

Rahmetli Erdal Tosun’un da filmde dediği gibi “Hayallerimizi de satmadık ya…”

Son Bir Akbil Basayım Öyle Git Gideceksen

İnsanların sabah uyanıp akşam tekrar aynı yatağa girmesine döngü; o arada geçen zamana da hayat diyoruz. Bu koşturmacada özel şoförü ya da arabası olmayan bizler ve servise layık görülmeyen işçi sınıfı toplu taşımaya yöneliyoruz.

Evet otobüsleri çekiştiresim geldi. Konuya süslü girmem gerekiyor yoksa devamını getiremiyorum.

Ama bu sefer bir ayrılık yazısı yazacağım. Hayır özel şoför ve araba tahsis edilmedi, iştende kovulmadım. Söz verilen servis hizmetini gerçekleştirdi kurumum. Unutmayın “Servis hak değil, kurumunuzun size sağladığı motivasyon aracıdır”.

Toplu taşıma araçları insanlar için sosyalleşme alanları olmalı. Ama ülkemizde daha çok eziyet ve işkence durumundan öteye gidemiyor. Sefer azlığı, yoğunluk, bilinçsiz insanoğlu. Hepsini üst üste getirince şimdiye kadar yazdığım otobüs maceralarımdaki hikayeler ortaya çıkıyor. Elbette otobüsü ya da toplu taşımanın diğer taşıtlarını kullanmaya devam edeceğim. Ama hayatımın büyük oranını geçirdiğim mesai saatlerinde kullanmayı bıraktım.

 

Otobüs hayatım bitti,

Akbili yere attım,

Beni kutlamalısın otobüsü bıraktım…

 

Servis maceralarımı yazacak bir durumum yok servise son binen ve ikinci inen bir birey olarak bir atraksiyon yaşayamıyorum. Ama sanmayın ki otobüs maceralarım son buldu. Az ve özde olsa devam edecektir.

Son bir akbil basayım, öyle git gideceksen…

Ne olur yavaş git kaptan; küfür yeme ayaktakilerden…

 

Hatçe’den Haberler

Epeydir yazamıyorum. Klavyeyle bakışmak daha çok hoşuma gidiyor galiba.

İnsan yalnız olunca klavye ile bakışıp monitör ile flörtleşip, mouse ile  de oynaşıyor.

Yok sapıtmadım daha. İyiyim ben.

Bunun sorumlusu tabi ki Hatçe.

Epeydir Hatçe’ye giydirmediğimi pardooon, Hatçe ile ilgili yazmadığımı farkettim. Hemen bu boşluğu doldurmam lazım.

Baştan söylüyorum gazetelerin üçüncü sayfasında beni görürseniz failim Hatçe’dir…

Kendisini kardeşten öte sevdiğimi biliyorsunuz, evlendi kocasınıda kardeşim belledim. Bunlar üredi, yeğen sahibi oldum. Yeğenimi ikisinden daha çok seviyorum. “Hatçe’nin pabucu dama atıldı” demek isterdim ancak onda pabuç bol at at bitmez ki. Enişte Beyi en iyi ben alıyorum. Hatçe ile evlenerek cenneti garantiledi.

Konumuza dönecek olursak Hatçe devamlı yeğenini görmeye gel videoları çekip, bu işe yeğenimide ortak edip duygularımı suistimal ediyor.

Evet insan yeğenini her zaman görmek istiyor.

Ama dünyanın öbür ucuna taşınınca bu Hatçe kişisi görüşmek bildiğiniz protokole döküldü.

Hatçe’ye Gitmek İçin:

  • Kesinlikle hafta sonu olmalı.
  • Gidilecek haftasonu bir hafta önceden belli olmalı ve randevulaşılmalı. (Evde olmama durumu aşırı riskli)
  • Havanın durumuda çok önemli. (Çünkü dağda yaşadıkları için şehir merkezi ile aralarında hava durumu değişiyor ve sıcaklıkta fark ediyor. Mesela Hatçegilin orda kar yağarken şehir merkezinde denize giriliyor.)
  • Pasaport ve kimlik şart. (Şaka)
  • Kullanılacak toplu taşıma araçlarının çalışır vaziyette olması mecbur. Taksi ile giderim ulan artistliği söz konusu değil.
  • Hatçe’nin keyfi yerinde olacak.
  • Günübirlik gidiş olası değil, bir gece konaklama kesin.

 

Bu şartları bir araya getirince Hatçe’lere gidilir ve yeğen görülür. Yeğene doyum olmaz. Hatçe’ye rağmen Enişte Bey ile hasret giderilir ve geri dönüş seferi başlar.

Evet sefer halinde gidiliyor. Çantama ekmek ve su koyuyorum yolda uzun, ne olur ne olmaz. Hatçe’ye giderken arada Viyana’yıda kuşatayım diyorum ama yeğen hasreti engel oluyor. Mehter eşliğinde gidiliyor Hatçe’ye. Seferi oluyorum.

Allah için Hatçe insanı krallar gibi ağırlıyor. Hatçe’yi öldür hakkını ver. Kilo alıp eve dönüyorum. Hatçe şuan içinden “temiz hava yediriyor arkadaş” diyordur kesin. Yetenekli benim bacım. Yapıyor vallahi. Yiyip yiyip diyete giriyor o ayrı.

En büyük derdim ve burada dile getirdiğim Hatçe’nin yeğenimi yengesiz bırakma durumu. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Yeğenimin yengesi olsun, ilerleyen zaman ona kardeş, arkadaş yapalım;  beraber büyüsünler. Oyun arkadaşı olur. Hatçe ile ben gibi eski dost olurlar.

Yazılarımdan sonra Hatçe insafa geldi ve çalışmalara başladı. İnstagramda ifşada etse şuanlık çalışıyor.

Çalışıyorsun değil mi Hatçe?

Şuan iyi geçinmek zorundayım senle.

O nedenle yazımı burada bitirirken; küçüklerimin gözlerinden; büyüklerimin ellerinden öpüyorum.