Bakkal Amca

Hakim Bey

dunyalideli.wordpress.com/2018/07/16/hakim-bey/

Doktor Civanım

dunyalideli.wordpress.com/2018/09/12/doktor-civanim/

Yukarıdaki yazılarımda kurguladığım, başrolünde olduğum ve çokta kurgu olmayan yazılarımı okumuşsunuzdur ya da okuyun lütfen. O yazılarımın devamıdır.

Deli değilim mizacım böyle.

 

Hakim Amca ile tanışmış, Doktor Civanım ile zaman geçirmiş biri olarak kendi dünyamın tamda ortasında yaşamaya devam etmekteyim. Hakim Amca yokluyor arada beni sağolsun hep ensemde. Doktor Civanım yoklamıyor beni, başı çok kalabalık. Bu ülkede bedensel hastalıktan ziyade ruh sağlığında daha çok problem yaşıyoruz. Bu nedenlede Doktor Civanım’ın başı hep kalabalık.

Beni unutmaması için haftada bir ben yokluyorum onu. Çayını içiyorum. Çay yoksa  pisleşiyorum. Çay olmayan yer mi olur? Konuşuyoruz. Dertleşebiliyoruz. Tabiki dar vakitler içinde.

Saldılar beni. İçeride tutulunca daha bir tehlikeli olabiliyorum. Toprağa yakın olmalıyım. Ağaçlar beni çok iyi anlıyor. Beklemenin ne demek olduğunu onlarda çok iyi biliyor. Bi yandan yaprak dökerken, bir zaman çiçek açmanın ne olduğunu onlar anlattı bana.

Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…

Sokak hayvanlarına selam vermek ne güzel. Hal hatır sormak onlara. Cevap veremeseler de hissediyorlar bunu biliyorum. Selam verdim diye saldıran hayvan görmedim ben.

Yolunu kaybedenin kedi köpek olurmuş sırdaşı…

Salınan yetişkin bir ben ne yapar? Tabiki salça olacak birileri bulunabilinir. Konuşmak istiyorum sadece, dertleşmek değil. Konuşmak, anlatmak. Biriken sözcükleri kelimelere döküp ağız yolu ile karşı tarafa iletmek. Taramalı tüfek gibi. Harflerden ağır yaralı.

Mahalle esnaflarından haberiniz var mı? Konuşur musunuz onlarla? Yoksa AVM manyaklığına sizde mi dahil oldunuz? Aradığınız her şey orada değil mi? Alışveriş, yeme-içme, sinema hatta tuvalet… Esnaflarda bunlar yok en fazla çay ısmarlarlar.

Eskiden mahalle bakalı kültürü vardı. Bir telefonla eve hizmet veren uygulamalar ve süper/hiper marketler yokken. Her köşe başı ucuzcu toptan fiyatına parekende satan çok zincirli marketler yokken mahalle bakkalları vardı. Diziler, filmlerin en basit sahnelerinin olduğu. İlk o filmler/diziler son buldu, son bulmasada o samimiyet kalmadı…

Küçük esnaf, büyük esnaf, sade esnaf.

Haydi başlayalım.

Ben : Bakkal Amca Bakkal Amca!…

Bakkal Amca : Ne var?

Ben : “Unun var mı” diye sorup klişeye düşmek istemiyorum.

Bakkal Amca : Un mu istiyorsun?

Ben : Un mu? Benim ne işim olabilir ki un ile?

Bakkal Amca : Yemek yapmıyor musun evde?

Ben : Annem mutfağa sokmuyor, yeteneğimi kıskanıyor.

Bakkal Amca : Annen un istiyor olabilir?

Ben : Ailecek un istemiyoruz Bakkal Amca. Bir türkü üzerinden espri yapayım dedim pişman ettin be adam.

Bakkal Amca : Ne türküsü ya?

Ben : Elindeki akıllı telefonu arada kullansan ne olur? Gerçi eski bir şarkı hiç mi duymadın ya?  Dur çalayım sana…

 

Bakkal Amca : Allah iyiliğini versin. Unutmuşum bunu.

Bakkal Amca : Ne istiyorsun o zaman? Meşgul etme beni…

Ben : Asansör müsün sen? Kapını açık bırakıp meşgul eden apartman sakini miyim ben?

Ben : Ayrıca neden beni meşgul eden biri olarak görüyorsun?

Ben : Ayrıca istediklerim senin dükkanında bulunmuyor.

Bakkal Amca : Ne istiyorsun sen getirtiriz dükkanda yoksa.

Ben : Hizmette sınır yok diyorsun.

Bakkal Amca : Ne yapalım marketlerle kapışmak zorundayız. Ekmek aslanın ağzında değil, ekmeğin aslanın vücudu ile bir bağlantısı kalmadı bile.

Ben : Bakkal Amca ben evlenmek istiyorum bana gelin adayı getirtebilir misin?

Bakkal Amca : Ne diyorsun oğlum sen? Ben pezevenge mi benziyorum?

Ben : Sende az pezeveng değilsin yani.

 

Diyalog devam edemedi. Hain bakkal kovaladı ya la beni. Hani müşteri veli nimetti? Müşteri Usain Bolt’a evrildi. Ne koştum ama. Dükkanda tek olmasa hala kovalıyordu beni. Ne dedim ki ben? Aliyev’de Demirel’e pezaveng dedi. Pezeveng iş adamı demek, büyük insan demek. Bakkal Amca’da bir nevi iş adamı, küçük esnaf yani küçük pezeveng.

Götüm götüm bakkala yaklaşıyorum tekrar. Benim Bakkal Amca ile konuşmam şart.

Ben : Pşşştt!

Bakkal Amca : Yine mi sen lan? Az önce kovalamadım mı ben seni? Hem benim nerem pezevenk?

Ben : Pezeveng Azerice’de iş adamı demek. Aliyev, koskoca Demirel’e dedi dert edinmedi sana ne oluyor?

Bakkal Amca : Ben iş adamı mıyım?

Ben : Küçük Esnafsın, sayılır yani.

Bakkal Amca : Küçük Pezeveng.

Ben : Sevdin galiba sen bu pezevengliği.

Bakkal Amca : Höööyt…!

Ben : Sakin, sakin koşturacak halim kalmadı. Dur iki konuşalım. Bak insanlar konuşa konuşa hayvanlar koklaşa koklaşa.

Bakkal Amca : Anlat ne istiyorsun?

Ben : Mutluluk satıyor musun?

Bakkal Amca : Yine karı muhabbetine mi geleceksin?

Ben : Hayır, ben salt mutluluktan bahsediyorum. Bir insanın sağlığının yerinde olması, nefes alabilmesi mutluluktur. İş, aşk bunlar gelip geçici şeyler. Sağlık olmadıkça neye yarar?

Bakkal Amca : Doğru diyorsunda sana da deli diyorlar.

Ben : Desinler değişemem. Ben sana akıllı dediğim zaman sen normal mi oluyorsun? Deli olmak kötü birşey değil ki. Bakış açılarımız farklı sadece.

Bakkal Amca : Sen doktoruna git onunla konuş.

Ben : Doktorun başını kaşıyacak zamanı mı var? Hemşirelere kaşıtıyor başını. Konuşmak namümkün onunla. Hem ne konuşayım ben hasta değilimki. Dünyayı sizden farklı algılamam beni anormal yapmaz. Sizde normal değilsiniz ki. Marketlerin ve sanal uygulamaların patlayıp gittiği yerde Bakkal olarak kalmak en büyük delilik değilde ne?

Bakkal Amca : Bak doğru dedin. Akıllı olsak bakkal olarak kalmazdık zaten.

Bakkal Amca : Açardık şuraya hani şu karton bardakta kahve satan yerlerden. Çok popüler para basardık.

Ben : Laaaaaağnn. Ne kahvesi be. Karton bardakta kahve mi içilir? Bakkalsın sen bakkal kal. Veresiye defterine yaz düşüncelerini. Veresi gelince o düşüncelerini yırtıp at.

 

Müşteri geldi dükkana. O nedenle soluklanıyorum. Müşteri dediğime bakma alacakları şeyler belli insanların. Gününü kurtaracak ürünler. Bende etrafı kesiyorum. Mallara bakıyorum. Köşede ayna var ona bakınca bir malda bana bakıyor.

Şu şekerlemeler ne lan. Metreyle şeker satıyor Bakkal Amca, merdiven altı jelibonlar.

Leblebi tozu diyip nostalji yapmayacağım. Hayır hayır zorlamayın lütfen.

 

Bakkal Amca : Zor iş esnaflık. İki ekmek, süt ve çikolata ile dükkan çeviriyoruz.

Ben : Buna da şükür et Bakkal Amca.

Ben : Nerede kalmıştık?

Bakkal Amca : Kahve dükkanı açacaktım ben.

Ben : Aç Bakkal Amca kahve dükkanı aç. Ne popüler olursa kapat onu aç.

Bakkal Amca : Ne yapayım esnaflığı öldürdüler.

Ben : O ilk kurşunu attıklarında sesini çıkaracaktın. Şimdi isyan etmenin bir anlamı yok.

Bakkal Amca : Ne yapsaydım açlık grevi mi yapsaydım?

Ben : Yapaydın. Açlıktan kimse ölmemiş sonuçta. Kilo verirdin.

Bakkal Amca : Sana kız bulacak bir arkadaşın vardı neydi ismi?

Ben : Hatçe mi?

Bakkal Amca : Evet evet o. Ne yaptı bulamadı mı bir tane sana? Gerçi kim napsın senin gibi bir deliyi?

Ben : Hatçe hayırsız çıktı. Uğraşmayı bıraktı dalga geçiyor artık. Hem benim gibi bir deli alan yaşadı ki. Ben deli değilim mizacım böyle.

Ben : Deli deliyi görünce sopasını saklarmış, beni alan yaşadı sopasız bir hayat. O saklar sopasını ben saklarım. Saklanan sopaları sana satarız. Sende sopasız insanlara sopa satarsın. Sen kazanırsın, biz mutlu oluruz.

Bakkal Amca : Senin başka bir işin yok mu?

Ben : Şuanlık tek işim seninle konuşmak.

Bakkal Amca : Konuş o zaman, bugünün amortisi sensin demek.

Ben : Amorti günler.

Ben : Hatçe’yi Hakim Amca’ya şikayet ettim birşey yapamadı, Doktor Civanım’a anlattım bilim çaresiz kaldı. Sen bir şey yapabilir misin Bakkal Amca?

Bakkal Amca : Esnafım ben ne yapmamı bekliyorsun?

Ben : Esnaf Odaları’na şikayet et. Esnaflar Birliği kınasın Hatçe’yi. Hatçe kınanmalı. Kına yakmalı. Gerçi kınana kınana derisi sertleşti. Yaşlandığı içinde derisi sertleşmiş olabilir.

Bakkal Amca : Dayak istiyorsun.

Ben : Mutlu olmak istiyorum. Dayakla gelecek mutluluk başım gözüm üstüne.

Ben : İnsanlar mutluluğu Everest’in tepesine taşıdı. Kimse ulaşamıyor. Ulaşamadıkça memnuniyetsizlik had safhada. Hep bir isyan hep bir serzeniş. Kimse demiyor “o mutluluğu oraya siz taşıdınız” diye. Ben su birikintilerinde arıyorum mutluluğu mesela. Islanacağımı bile bile. Her yağmurdan sonra. Biriken sularda. Su berekettir. Gökten gelen su bize mutluluk taşıyamaz mı? Taşır elbet. Ama o mutluluğu paylaşacak kimse yok etrafımda. Herkes zirvedeki mutluluğun peşinde. Bağırasım geliyor. Etrafınızdakilere doğru gözle bakmayı öğrenin lan. Çevrenizde sağanak mutluluk var siz şemsiye derdindesiniz. O şemsiye bir taraflarınıza girince Çin Atasözü garantili açılmaz nasılsa değil mi? Neden insanoğlu ulaşılmaza muhtaç? İhtiyacı bu kadar elinin altındayken. Neden? Neden? Neden?

Bakkal Amca : ZZZzzzZZZzzz…

Ben : Uyudun mu sen? Ayıp bea.

Bakkal Amca : Ne yapayım içim geçmiş.

Ben : İçine tüküreyim. Tam yükseldim ağzıma geleni söyledim ve sen uyudun.

Bakkal Amca : Yine pisleşme uykumu aldım fizana kadar kovalarım bak seni.

Ben : Kaçmayacağım buyur ne yapacaksan yap.

Bakkal Amca : Yürü git oğlum. Benden bulma. Hadi git sonra yine gelirsin.

Ben : Esnaf neden ölüyor işte bundan. Anlayışsızsın, Küçük Pezeveng.

 

Bu burada böyle kalmayacak devam edecek…

Arkası yarın, belki yarından da yakın…

 

 

Halk Gurmesi – 3

Evet yine ben.

Sesim çıkmıyor olabilir ama ağzım durmuyor, yiyiyorum. Susuyorum ama tok karnına susuyorum.

Anlatacak, serzeneceğim o kadar çok şey var ki… Yazasım geliyor zamanım olmuyor, zamanım oluyor harflerle kovalamaca hali söz konusu.

Varsayalım İsmail gibi girmek istiyorum her yere: “Piyango günler, çok şanslısınız bugün size çıktım…”

Evet size çıktım, artık katlanın bana.

Amorti bile çıkmaz ya benden neyssseee…

Konumuzun özüne dönersek, evet zaten bildiğim bir yeri sizinle paylaşayım dedim. Gidin yiyin, deneyin. Birşey kaybetmezsiniz.

Hepimizin vazgeçilmezi kebap ve dürümdür. Dürüm bence tembel insanların bulduğu bir üründür. Kebabın fast foodudur. Sonuçta porsiyon kebap yerken bir uğraş var parçala, böl, dürüm yap ve ye. Dürüm öyle mi? Tek parça, herşeyi içinde ve hazır nazır bir şekilde ısırıp çiğnenecek sadece.

Salaş yerlerin dürümleri hep cezbeder insanı. Hele minibüsten bozma dürümcüler, köfteciler.

Size bahsedeceğim bu yerde bir oto yıkama yerinin bahçesinde salaş olarak başlayıp, şuanki yerine kavuşmuştur. Küçükten başlayıp büyüyen mekanlar genelde kaliteyi bozar, belli bir standartı yakalayamaz ama burası öyle değil.

Ben bir Şanlıurfalı birey olarak beğeniyorum. Gayet doyurucu ve ortalama lezzette. Mükemmel diyemem. Ama piyasadakilerin çok üzerinde. En azından güvenilir bir yerdir.

Çemenzar’ın arka tarafında kalan, Merdivenköy’e yakın ve Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi’nin dibinde ki Fırat Dürüm Evi’nden bahsediyorum.

Küçük yaşta ve salaş yerinde tanıdım bu Dürümcü’yü… Babam arabasını yıkatmaya götürürdü, beklerkende acımasızca gömerdik dürümleri.

Şuanki mekanları gayet ferah ve ortalamanın üzerinde. Temiz ve ilgililer.

Porsiyonlarıda mevcut, ama buranın dürümünü yiyin bence.

Fiyatlarda ortalamadır, can sıkmaz.

Tavsiye ederim…

 

Fırat Dürüm Evi

Merdivenköy Mahallesi, Hızırbey Caddesi, No 219, Kadıköy, İstanbul

+902165664475

+902165664477

http://www.firatdurum.com

Halk Gurmesi – 2

Açılın ben gurme değilim.

Yiyorum sadece,  yemeyi seviyorum. Yiyiciyim ben.

Yapmayı da seviyorum ama annem yemek yapmamı sevmiyor. Kıskanıyor olabilir mi? Belki de ortalığı çok dağıtıyorum diyedir. Dağınık çalışmak suç mu? Bu benim tarzım olamaz mı? Dağıttığımı ben niye topluyorum ki? Toplayacaksam dağıtmamın bir anlamı yok ki… Bırakın dağınık kalsın efendim.

Konumuza dönersek evet efendim yine yedim ve yine paylaşacağım mekanı sizlerle.

Yediklerimin resimlerini paylaşma taraftarı değilim. Kimsenin canını çektirme niyetim yok. Biz farklı yetiştirilen nesiliz, galiba türümüzün son örneğiyiz. Kendi türümüz bile asimile olmakta. Resim paylaşınca insanın canı çeken olur, bulan var bulamayan var… Yiyen var yiyemeyen var. Ben sadece mekanı tanıtıyorum gidebilen gitsin, isteyenede ısmarlarım. Cebimdekini mezara götürmeyeceğim nasılsa. Paylaştıkça insanız biz.

IMG_20191022_171659

Bu aralar köfteden gidiyorum. Köfte seviyorum. Köfte beni seviyor mu bilmiyorum. İlgilendirmiyor da beni ben işime bakıyorum. Yiyorum. Köfte-patates nesliyiz biz. Hamburger çocuğu değiliz. Hamburgeri severiz o ayrı. İş başka arkadaşlık başka.

Kadıköy’de yeni bir mekan keşfettim. İnstagram bu konuda çok yardımcı oluyor. Mekanların sosyal medyayı kullanıp reklam ya da tanıtım yapması çok güzel ancak bazıları gerçekten mide bulandırıyor. Ben halka dokunabilen, mesaj veren mekanların sosyal medya kullanması taraftarıyım. Yapmacıklıktan uzak, olduğu gibi.

Moda Köftecisi’ne de bu şekilde rastladım. İnstagram’da gördüm, takibe aldım. Hatta gidip denedim ve çok memnun kaldım. Güleryüzlü insanlar, ev sıcaklığı ve anne köftesi tadında… Ben ekmek arasını denedim ve memnun kaldım, gayet doyurucu ve hani o sokak köftesinin bir cezbeden yanı yok mu onu buldum. Tabiki sokak köftecilerinden daha kaliteli ve güvenilir bir yer ama hep pis olan bizi cezbeder ya o bakımdan sokak köftesi kriterdir benim için… Yoksa Moda Köftecisi’nde annem yapmış gibi bir durum söz konusu ortamı da ev ortamı gibi. -Benden de mi para istiyorsun anne- diye isyan edebileceğiniz kadar sempatik bir yer.

Ekmek arası yedim dedim evet ekmek arası yedim, gayet doyurucu ve lezzetliydi. Lütfen sizde ekmek arası yiyecekseniz soğanlı yiyin, tadı öyle çıkıyor. Kokuyorsa kokuyor ne olacak. Sakız var nane şekeri var en olmadı karanfil var. Birşeyin tadını çıkaratarak tam anlamıyla  yemek lazım. Fiyatları normal ve cam şişe ayran vererek gönül alıyorlar…

Gönül rahatlığı ile yemek yiyebileceğiniz bir yer.

Yeride çok merkezi. Boğa Heykeli’nden yukarı Bahariye Caddesi’nden devam edeceksiniz Kilise’yi geçtikten sonra 1 ya da 2 soldan döneceksiniz ve tam orada göreceksiniz.

http://www.modakoftecisi.com/

Caferağa Mahallesi, İleri Sk. No:10, 34710 Kadıköy/İstanbul

Pazartesi – Perşembe 11.00 – 22:00

Cuma ve Cumartesi 11:00 – 00.00

Aç Kapını Otbüs Ben Geldim

Otobüs ile olan sürekli teşrikimesaim uzun zamandır arada sırada, aklıma geldikçe, canım çektikçe kıvamına dönüştüğü için otobüs yazılarım bitti.

Her gün kullanmayınca çok fazla analizini yapabileceğim, serzenişte bulunacağım olaylara denk gelmiyorum maalesef. Arada ufak çaplı şeyler olmuyor değil ama yazana kadar unutuyorum.

Otobüs ya da toplu taşıma kullanmanın bir kılavuzu olmalı. Bundan çok bahsettim. Çünkü gayet yanlış kullanıyoruz. Yolcular kadar şoförlerde eğitilmeli, bazen yetersiz kalıyorlar.

Şoföre otobüsün gittiği güzergahtaki bir durağı soruyorum “Orası neresi ki” diye cevap alıyorum. Rastgele otobüse binemem ki. “Olursa olur olmazsa çay içeriz”‘lik bir durum söz konusu değil.

Okulların kapalı olduğu yaz mevsimi toplu taşımalar için en güzel zamanlardır. Ergensel problemler yaşamıyorsunuz. Daha sakin oluyor araçlar. Oturmasanız da mutlu olabiliyorsunuz. Bu duruma yaşlılar bozuluyor çünkü yer muhabbetine gençlere çatamayan yaşlı kesim çatacak başka konular bulmakta zorlanıyor. Ama sonuçta siyaset denen bir kulvar var oradan bir vuruyorlar bin ah işitiyorlar oluyor mu size aracın içi Siyaset Meydanı… Konuşmak için canatanlar, mevzudan rahatsız olanlar, dedikodusu bölündü diye sinirlenen kokonalar. Hele bir de seçim öncesi ise aman Allah’ım…

Konuma dönecek olursam, dönülmez akşamın ufkundayım.

Dün sabah otobüse binmek suretiyle işe gideyim dedim. Canım çekti. Durak kalabalık belli ki uzun bir süredir  otobüs gelmiyor. Aman geç kalmayayım diye sarı dolmuşa binenler, “3 kişi daha bulsamda taksi dolmuş yapsam” diye etrafı çok pis kesen abiler ve ablalar ve vefakar otobüs yolcuları. Peşi sıra iki otobüs geldi, öndeki otobüs az biraz dolu, daha az dolu olan arkadaki otobüse yöneldim ve tabi benim gibi düşünenlerde benimle yönlendi. Şimdi burada iki otobüsün halk otobüsü olduğunu belirtmemde fayda var. Öndeki araç yükünü çekti kalktı gitti. Durakta kalanlar benim bindiğim otobüse binmek istiyor ama bilin bakalım sorun ne? Kimse arkaya ilerlemiyoooor.

Kalabalık var, insanlar doğal olarak işlerine yetişmek istiyorlar ya da şımarıklıklarından beklemek istemiyorlar. Otobüsün ortasında arkaya ilerlemeyen, sabit duran insanlar; binmeye çalışan ve açıkta kalan yolcular ve asabi bir şoför. Her zaman denilen şey “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır”. Ama şoför abi direk deliğe çomak sokarcasına “Arkaya ilerlesenize bea, işimiz-gücümüz var, yolumuza bakalım. Hop kime diyorum yürüsenize bea…” diyince ortamda soğuk bir rüzgar esmedi değil. Ortada ilerlemeyi reddeden bir ablamız şoföre “sen ne biçim konuşuyorsun, düzgün konuş” diye çemkirmez mi? Çemkirdi vallahi. Ama şoför oralı olmadı. O sırada otobüse binip ilerlemeye çalışan bir genç -hem yolu kapatıp hem şoföre çemkiren ablamıza yönelip- “şoför haklı neden ilerlemiyorsunuz, hepimizin yetişmesi gereken yerler var” dedi. İlerlemeyi reddeden ablamız “Haklısın ama zaten kalabalık otobüs” dedi. Gencimiz “ilk kez mi biniyorsunuz otobüse? Bu saatlerde hep böyle, gerginliğe gerek yok” diyerek konuyu kapattı, ablamızda öfflemekten ileriye gidemedi.

Şimdi bu olayda durakta bekleyen ve otobüse binmek isteyen yolcu haklı, çünkü beklemek istemiyor daha fazla. İlerlemeyi sevmeyen ablamız hem haklı hem suçlu, çünkü ilerlemeyerek bir trafik oluşturuyor, insanların binmesini engelliyor; haklı çünkü şoförün üslubu çok yanlış. Şoför bey de hem haklı hem haksız, çünkü yolcu almak istiyor ama alamıyor ancak konuşma üslubu çok yanlış. Yani masum değiliz hiç birimiz.

Empati yapamayan mahlukatlara dönüştük iyice. Halbuki otobüs yolculukları gayet neşeli olabilir. Birbirimize empati ile yaklaşıp gülümseyerek herşeyi halledebiliriz zaten sabahın köründe bir çoğumuz çok sevdiğimiz yerlere gitmiyoruz, birbirimize düşmanca yaklaştıkça sabahlarımız dahada çekilmez oluyır. Ama liseli ergenlere fazla gülmeyin onlar o gülmeyi hormonları ile yorumlayabilirler sıkıntı olmasın sonra.

Şimdilik bu kadar, lütfen olaysız dağılalım…

 

 

Döküldüklerim

Daraldım yazmam gerenk.

İçimi dökmem, içimdekileri klavye yardımı ile harfler ve cümleler olarak kusmam gerenk.

Anlatamıyorum, ya bende var bir mallık ya da genel bir mallık içinde bende envantere kayıt olmuş bir nesneyim. Yangında ilk beni kurtarmazlar heralde. Taşınmaz zayiatı.

Kimse kimseyi dinleme derdinde değil. Herkes çok dertli ve anlatmak derdinde. Sıra bana gelmiyor, gelemiyor. Kendi derdime içlenip başkasının derdine ağlıyoruz.

Dert dediğime bakmayın, basit konulardan bahsediyorum.

Gerçi dert pipi gibidir herkes en büyüğü bende diye düşünür.

Allah çaresiz dert vermesin yeter ki.

Lan sevgililerinizin, eşlerinizin kıymetini neden bilmiyorsunuz? Ayrılığın bile adabı var. Ayrılırken insan gibi ayrılın. Kırık kalpler yüzünden ben yalnız kalıyorum. Kime elimi atsam “kırılmış hırçın kız” modunda ya da bahaneleri bu.

Arkadaş dürüst olsanıza beğenmediyseniz beğenmedim diyin. Bende ona göre tribe gireyim. Bilip bilmeden yanlış şeylerin tribine giriyorum devamlı.

Hatçe inşallah oğlun erken yaşta evlenir ve çoluk çocuğa karışır, genç yaşta nine olursun. Torunlarını da kucağına verir ve karı-koca gezerler. Sende yine çocuk bakmak zorunda kalırsın.

Hatçe’ye laf çakmazsam olmaz. Ama bu aralar iyi geçinmemde gerekiyor kendisi ile.

Hatçeeee bacıııım ailecek seviyoruz seni.

Nerede kalmıştık?

İnsanları neden üzüyorsunuz lan? İnsan insanı üzer mi?

Kime elimi atsam dertli. Dert paylaştıkça azalmıyor muydu? Paylaşalım istiyorum ama herkes derdiyle mutlu. Pessimist takılmak neden bu kadar revaçta?

Neden sevemiyorsunuz lan beni?

Emekli sandığımda var halbuki…

Halk Gurmesi – 1

Klişe gurme esprilerini bende yapmak istiyorum, benim neyim eksik?

Ben halkın gurmesiyim; ekmeği salata suyuna bandıran, yemek sonrası “şefim bir çay ver de keyfimizi bulalım” diyen. İçinizden biriyim. Yemeyi seven zorda kalırsa her yerde karnını doyurabilen, iyi yemeği bilen biriyim… Gurme değilim ulan… Halkın ta kendisiyim… Tutmayın beni…

Doğma-büyüme Kadıköy’lüyüm ve Boğa Heykeli ile hiç resmim yok.

Kadıköy’ün eski hallerini bilirim ve çok özlüyorum.

Bahariye’de arabaların geçmesi, Reks Sineması’nın oradaki Mcdonald’s. Unutulmaz Süreyya Sineması ve Alaska Frigo…

Neyse nostalji muhabbetine girmeyeyim.

Kısaca eski havayı yaşatan, tipik bir esnaf lokantası olan bir mekan var Kadıköy’de.

Ekspres İnegöl Köftecisi.

Servisi çok hızlı, porsiyonları doyurucu, ekmekleri her daim çıtır, garsonları ilgili… Ye kalk modunda devamlı dolup boşalan bir mekan.

Aynı mekanın Çiftehavuzlar’da da şubesi var ama aynı ürünleri satmasına rağmen Kadıköy’deki yerin lezzetini yakalayamıyor ve bir tık pahalı. Dükkan kirasını menüye yansıtıyorlar.

Köfteleri güzel, salataları iyi, yoğurdu illaki denenmeli.

En önemlisi patatesler anne patatesi ve dondurulmuş değil. Köftenin yanına verilen sosa çıtır ekmeği banmak ayrı keyif.

Lezzet her daim aynı.

Acele şekilde doymak istiyorsanız mutlak uğranacak mekandır. Geç kalmanıza izin veremeyecek kadar hızlılar.

Kısaca güvenerek gidip karnınızı doyurabileceğiniz bir yer.

Tavsiye ederim.

IMG_20190919_173708IMG_20190919_174138

 

http://www.ekspresinegolkoftecisi.com/

Muvakkithane Cad. No:13/A Kadıköy – İSTANBUL
Telefon: 0216 336 15 20

 

Halk Gurmesi

Halk : 1. isim Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk:
      Türk halkı.

Gurme :sıfat, Fransızca gourmet  Tatbilir:

      “Değme gurmelere taş çıkartacak kadar bilgili ve deneyimlidir.” – Ahmet Ümit

Gurme (Fransızca: gourmand), Fransız kökenli bir sıfat olan ‘gurman’dan gelir. Gourmet, “lezzeti keşfetmiş, damak tadına sahip kişi” demek. Ayrıca, “yemesini bilen” anlamına da geliyor.

 

 

Hayatımıza sonradan giren aslında hep var olan bir kavram “Gurme”.

Bir iş dalı mı? Sektör mü ya da hayat biçimi mi? Tartışmaya açık bir durum. Ama bu işin iyisi iyi para kazanıyor. Reklamlar, programlar falanlar filanlar.

Gurmelik diye bir gerçek var.

Okullusu var, alaylısı var, sonradan olması var.

Sosyal Medyanın bize yarattığı profillerden biri ayrıca.

Tabi ki insanların çabalamalarına ve paylaşımlarına sonsuz saygı duyuyorum.

Bu işi para için yapanlara da saygı duymak istiyorum.

Televizyon karşısında izlediğimiz bize mekanlar ve yemekler sunan insanlara elbette özenerek bakıyorum. Bakıyorum sadece. Çünkü halka uzak tatlar, halkın cebine uygun olmayan mekanlar. Bir tabağın üçte birini dolduran yemekler, anlamsız sanatsal tabaklar. Biz para verdik mi doymak isteriz arkadaş. Ekmeği sıyırmadıktan sonra ne anladım o  yemekten.

Evet saçmalıyorum.

Ben daha önce de yazdım bu tarz kasıntı mekanlar bana göre değil. Kendimi yabancı hissediyorum bu tarz yerlerde. Yediğimden de bir şey anlamıyorum.

Genel kültür kurallarına elbette sahibim. Ama ekstra kurallar beni kasıyor galiba.

İlk çalıştığım firmada bizi sabah kahvaltısına götürmüşlerdi. Doğrusunun sol el çatal, sağ el bıçak olduğunu bildiğim halde ben rahat edemediğim için tam tersi biçimde kullanıyorum bu yemek aletlerini. Yanımda oturan hanım ablamız : “aaaa sen solak mısın” dedi. Bende “hayır gayet salağım” dedim. İlk iş yerinde sempatik olayım derdindeyim. “Ne bileyim çatalı sağ el ile kullanıyorsunda tatlım” diye ders vermeye çalıştı bende “böyle rahatım tatlım” dedim. Bana bu görgü kuralını böğrüme saplamak amaçlı söyleyen ablamız görseniz kültür elçisi ancak gerçekte olan ise ben tabağıma yiyebileceğim kadarını alıp bitirmişken, kendisi görgüsüzlükle tabağını doldurup yiyemeden israf eden kişiydi…

Uzun lafın cücesi, herkes instagramda orada burada paylaşımlarla zaten bir furya oluşturdu. Her yediğini paylaşan, yorumlayan insanlarla doldu etrafımızı. Hakkı ile yapan var, saçmalayan var.  Hakkısız yapan var, var oğlu var.

Herkes bunu yaparken ben neden yapmayayım dedim ama bir farkla. Ben halka yönelik yapacağım bunu. Ortalama fiyatlarda olan, herkesin ulaşabileceği ve amacın doymak ama doyarken de güzel şeyler yemenin özetini paylaşacağım.

Baştan söyleyeyim gurme değilim, çok yemekten anlamam. Yemek yapmayı severim, Yemeyi severim. Sevdiğim şeyleri paylaşmayı severim. Severim oğlu severim.

Başlayacak yazı dizim. Sizi doyuracağım. Bugün nerede yiyeceğiz diye düşünmeyeceksiniz. Çok mu iddialı oldu. İddiasızım ben. Elimden geldiğince, dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca paylaşacağım sizinle.

Bekleyin beni.

 

 

 

KINAMA

Hatçe “ıııı şey hah” arabuluculuk görevini ite kaka olsa da yapıyordu en azından. Dalga geçsede, “baaaakkk elinden kaçırdın” diye gözüme soksada ayarlamayı beceremediği hatun kişileri en azından bir hareket vardı. Esmese de gürlüyordu.

Ancak  isimli vatandaş bir güneş gibi doğup “sen Hatçe’yi bırak o iş bende” diyip bana ümit aşılayana kadardı. Bende o gazla Hatçe’ye nanik yapmasaydım iyiydi. Madem öyle işte böyle diyip o da saldı beni.  beni kandırdı sayın okuyucular, genç erkeklik hayallerimle oynadı, Çiftlik Bank mağduru gibi hissediyorum kendimi. Halbuki ben titan saadet zincirindeki gibi omuz omuza zıplayıp “hey hey” diye bağıracaktım. Kandırdı beni. Ne bir haber ne bir ses yok. Dalga geçti benimle. Battaniyemi kafama kadar çekip ağlıyorum şuan.

 seni şiddetle kınıyorum. İnsan söz verince tutar, tutmasa bile tutuyormuş gibi yapar. Kınım kınım kınıyorum seni. Öyle böyle değil. Bak tekrar kınadım, anam-babam da kınıyor seni. Ailecek kınıyoruz seni.

Hatçe seni zaten olağan bir şekilde kınıyorum. Seni kınamak için bahanelere ihtiyacım yok.

KINAYA KINAYA KAZANACAĞIZ…

 

 

 

 

Hatçe’ye Dair

Kız tarafı olduğum için Hatçe’yi evlendirince, “Kızımızı verdik, şanslı adam.”, “Bizim kızımız gibisini nereden bulacaktı.” gibi yaklaşımlarda bulunup kız tarafının haklı gururunu yaşıyordum. Evet yaşıyordum ama galiba o rüyadan uyandım. Durdum silkelendim ve kendime geldim. “Ulan biz bu adama kötülük yapmış olabiliriz.” dedim.

Evet dedim çünkü kız tarafıyım ve malımı iyi tanıyorum. (Mal derken lafın gelişi sevgili Hatçe).

Enişteciğimin gelişimini, çöküşünü gördükçe, yapılan bir kötülüğün insana etkisini yavaş yavaş nasıl gösterdiğini görür oldum. En son Hatçe’nin beni “misafir edip evde olmadığı” zaman zarfında Enişteciğimle geçirdiğim baş başa saatler onu daha iyi tanımama sebep oldu ve artık tarafsız olmaya karar verdim. Biz çocuğa kızımızı verdik ama kız bu çocuğun ömürünü yiyor lan. Eniştemi rahat bırak hain Hatçe…

(Daha detaylı anlatmak isterdim ama Kız Tarafı olmaktan istifa edilmiyor.)

 

tumblr_o5mppqXEXV1ujmvy2o1_500

Evet Hatçe her şey senin yüzünden.

Bu duruma gelmemde senin de payın var.

O nedenle kirvem olarak seni seçiyorum. Kirvesinin kirvesi olarak tarihe geçeceksin.

Şimdi sen düşün…