Son Bir Akbil Basayım Öyle Git Gideceksen

İnsanların sabah uyanıp akşam tekrar aynı yatağa girmesine döngü; o arada geçen zamana da hayat diyoruz. Bu koşturmacada özel şoförü ya da arabası olmayan bizler ve servise layık görülmeyen işçi sınıfı toplu taşımaya yöneliyoruz.

Evet otobüsleri çekiştiresim geldi. Konuya süslü girmem gerekiyor yoksa devamını getiremiyorum.

Ama bu sefer bir ayrılık yazısı yazacağım. Hayır özel şoför ve araba tahsis edilmedi, iştende kovulmadım. Söz verilen servis hizmetini gerçekleştirdi kurumum. Unutmayın “Servis hak değil, kurumunuzun size sağladığı motivasyon aracıdır”.

Toplu taşıma araçları insanlar için sosyalleşme alanları olmalı. Ama ülkemizde daha çok eziyet ve işkence durumundan öteye gidemiyor. Sefer azlığı, yoğunluk, bilinçsiz insanoğlu. Hepsini üst üste getirince şimdiye kadar yazdığım otobüs maceralarımdaki hikayeler ortaya çıkıyor. Elbette otobüsü ya da toplu taşımanın diğer taşıtlarını kullanmaya devam edeceğim. Ama hayatımın büyük oranını geçirdiğim mesai saatlerinde kullanmayı bıraktım.

 

Otobüs hayatım bitti,

Akbili yere attım,

Beni kutlamalısın otobüsü bıraktım…

 

Servis maceralarımı yazacak bir durumum yok servise son binen ve ikinci inen bir birey olarak bir atraksiyon yaşayamıyorum. Ama sanmayın ki otobüs maceralarım son buldu. Az ve özde olsa devam edecektir.

Son bir akbil basayım, öyle git gideceksen…

Ne olur yavaş git kaptan; küfür yeme ayaktakilerden…

 

Reklamlar

Hatçe’den Haberler

Epeydir yazamıyorum. Klavyeyle bakışmak daha çok hoşuma gidiyor galiba.

İnsan yalnız olunca klavye ile bakışıp monitör ile flörtleşip, mouse ile  de oynaşıyor.

Yok sapıtmadım daha. İyiyim ben.

Bunun sorumlusu tabi ki Hatçe.

Epeydir Hatçe’ye giydirmediğimi pardooon, Hatçe ile ilgili yazmadığımı farkettim. Hemen bu boşluğu doldurmam lazım.

Baştan söylüyorum gazetelerin üçüncü sayfasında beni görürseniz failim Hatçe’dir…

Kendisini kardeşten öte sevdiğimi biliyorsunuz, evlendi kocasınıda kardeşim belledim. Bunlar üredi, yeğen sahibi oldum. Yeğenimi ikisinden daha çok seviyorum. “Hatçe’nin pabucu dama atıldı” demek isterdim ancak onda pabuç bol at at bitmez ki. Enişte Beyi en iyi ben alıyorum. Hatçe ile evlenerek cenneti garantiledi.

Konumuza dönecek olursak Hatçe devamlı yeğenini görmeye gel videoları çekip, bu işe yeğenimide ortak edip duygularımı suistimal ediyor.

Evet insan yeğenini her zaman görmek istiyor.

Ama dünyanın öbür ucuna taşınınca bu Hatçe kişisi görüşmek bildiğiniz protokole döküldü.

Hatçe’ye Gitmek İçin:

  • Kesinlikle hafta sonu olmalı.
  • Gidilecek haftasonu bir hafta önceden belli olmalı ve randevulaşılmalı. (Evde olmama durumu aşırı riskli)
  • Havanın durumuda çok önemli. (Çünkü dağda yaşadıkları için şehir merkezi ile aralarında hava durumu değişiyor ve sıcaklıkta fark ediyor. Mesela Hatçegilin orda kar yağarken şehir merkezinde denize giriliyor.)
  • Pasaport ve kimlik şart. (Şaka)
  • Kullanılacak toplu taşıma araçlarının çalışır vaziyette olması mecbur. Taksi ile giderim ulan artistliği söz konusu değil.
  • Hatçe’nin keyfi yerinde olacak.
  • Günübirlik gidiş olası değil, bir gece konaklama kesin.

 

Bu şartları bir araya getirince Hatçe’lere gidilir ve yeğen görülür. Yeğene doyum olmaz. Hatçe’ye rağmen Enişte Bey ile hasret giderilir ve geri dönüş seferi başlar.

Evet sefer halinde gidiliyor. Çantama ekmek ve su koyuyorum yolda uzun, ne olur ne olmaz. Hatçe’ye giderken arada Viyana’yıda kuşatayım diyorum ama yeğen hasreti engel oluyor. Mehter eşliğinde gidiliyor Hatçe’ye. Seferi oluyorum.

Allah için Hatçe insanı krallar gibi ağırlıyor. Hatçe’yi öldür hakkını ver. Kilo alıp eve dönüyorum. Hatçe şuan içinden “temiz hava yediriyor arkadaş” diyordur kesin. Yetenekli benim bacım. Yapıyor vallahi. Yiyip yiyip diyete giriyor o ayrı.

En büyük derdim ve burada dile getirdiğim Hatçe’nin yeğenimi yengesiz bırakma durumu. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Yeğenimin yengesi olsun, ilerleyen zaman ona kardeş, arkadaş yapalım;  beraber büyüsünler. Oyun arkadaşı olur. Hatçe ile ben gibi eski dost olurlar.

Yazılarımdan sonra Hatçe insafa geldi ve çalışmalara başladı. İnstagramda ifşada etse şuanlık çalışıyor.

Çalışıyorsun değil mi Hatçe?

Şuan iyi geçinmek zorundayım senle.

O nedenle yazımı burada bitirirken; küçüklerimin gözlerinden; büyüklerimin ellerinden öpüyorum.

 

Kutlanması Şart, Unutulması Kesin Olan Gün ve Haftalar

Okul hayatımızın ilk gününden son gününe kadar kutladığımız, andığımız ve etkinlik yaptığımız sayısızca önemli, özel gün ve haftalar mevcut. İster ilkokul çocuğunun yerli kuruyemiş ile kutladığı ya da üniversiteli bir gencin yazdığı bir yazıyla andığı herhangi bir gün. Kutlamamız ya da anmamız şart olan, şart olmasa bile gerekli olan, unutulmaması gereken sayısızca gün ve haftalardan oluşur yaşadığımız bu dünyanın bir yılı.

Eskiden takvimlerden öğrenir, okullarda ya da belirli mekanlarda kutlanır, anılırdı. Okullarda etkinlik yapılır, televizyonlarda bahsi geçerdi. Günümüzde ise sosyal medyanın patlaması ve yaygınlaşması ile önemli günleri es geçmek, paylaş düğmesini kullanmamak, durum belirtmemek ayıplanır oldu. Resimlerle, özlü sözlerle, videolar ya da şarkılarla süslediğimiz gönderilerimizi yarışırcasına paylaşır olduk.

Anma ya da kutlamalarımız önceki gün, esas gün ve sonraki gün olarak 3 günlük periyotta kutlanılır daha sonra unutulur, paylaşımlarımız sayfanın sonuna doğru yerini almış bulunur.

İnsanların sosyal medya aracılığı ile gün ve haftaları anmaları ya da kutlamaları elbette çok güzel. Sosyal etkileşimin faydalarını inkar etmiyorum. Yazdığım yazıda da herkesi aynı kefeye koymuyorum ama birilerini de taşlamam lazım. Arada kaynayanlar kusura bakmasın.

Önemli günleri kutluyoruz. Anıyoruz. Yad ediyor ve unutuyoruz. Haftalarda ise aynı durumu 7 güne yayıp sonraki hafta hiç yaşanmamış gibi devam ediyoruz günlük ve rutin yaşantımıza.

En basiti Engelli kardeşlerimizin günü yılda iki kere kutlanır ya da anılır. Ya ertesi gün ya da bir sonraki gün neler oluyor? Duyar kasıp yaptığımız paylaşımlar yerin dibine giriyor. Otobüslerde saygısızca görmezlikten geliniyor, metro veya alışveriş merkezlerinde asansörleri engeli olmayan engerekler kullanıp; tekerlekli sandalyesiyle bekleyene yol açmayanlarda bizler ya da sizler değil misiniz? Ben değilim. İçim rahat. Siz mi? Bir kısmınız suçlusunuz. Sizi bizi yok aslında aynı yolun yolcusuyuz biz. Kaldırımları işgal eden sözde araba sahibi olup bir beyine sahip olmayanlardan bahsetmeyeceğim çünkü işin ucu küfüre gidiyor. Gitmesin ben adabımla yazayım.

Tıp Bayramı, Hemşireler Günü ne güzel. Etrafımızdaki meslek sahiplerini kutlayalım. Sonra da unutalım. Unutalım ki doktorların üzerine yürüyebilelim, hemşireleri hor görebilelim. Unutmazsak insan oluruz. Bizim insanlıkla alakamız olmamalı. Hergün ortalama 70-80 hastaya bakan doktor insan olmadığı için öğle arasına çıkmadan bekleyen kişileride kontrol etmeli. Doktor işini yapsın insanlar beklemesin. Doktorun yemek yemeye ya da temiz hava almaya hakkı olmamalı. Haklısınız. Evet iyi para alıyorlar evet performansa göre para kazanıyorlar evet Hipokrat yemini. Peki kaçınız aldığı maaşın tam hakkını veriyor? Hastaların psikolojilerini anlayabiliyorum, hastanelerde beklemek çok eğlenceli bir durum değil ama orada çalışanlara saygı duymak gerekiyor. Çağırdığın saniyede gelemedi diye hemşireleri azarlamak hiçbirimizin hakkı değil…

Bir sürü gün veya hafta sayabilirim ancak kutlayıp kaçını diğer günlerde unutmadan hayatımızda göz önünde bulunduruyoruz?

Bayramlarda ellerini öpmeye gittiğimiz büyükleri, bayram dışında kaç kere görüyoruz. Telefonda hal hatır sormak saylanmaz. Bayramların olmazsa olmazı mezarlık ziyaretlerini bayram olmayan günlerde de yapabiliyor muyuz? Çocukları bayram dışında sevindirebiliyor muyuz? Gerçi artık bayramlar tatile gitme fırsatı olarak önümüze sunuluyor. Nerede o eski bayramlar diyorum 30’lu yaşlarımda. Ben bayramlarda şehir dışına çıkmaya düşmanım. Kapımız kapanmamalı, kimse gelmesede. Mezarlıkta bekleyenlerimiz var gitmemiz gereken. Büyüklerimiz var ellerini öpmemiz gereken. “Aman canım tatil dönüşü gider ellerini öperiz” diyen sempatik sesleri duyar oldum. Unutmayın “Gidipte dönmemek, dönüpte bulamamak var”. Allah herkese uzun ömür versin.

Kutladığınız günleri hayatınıza endeksleyin, unutmayın. Bu dünyada herşey başımıza gelebilir anarken anılır olabiliriz. Saygı duyalım. Saygı duyalım ki insan olabilelim.

Halka Serzeniş

Uyan Ey Halkım ! ! !

Uyanın a benim uykusu çok, insan evlatlarım uyanın.

Hayatımıza karışıyorlar dört koldan farketmiyor musunuz? Görmüyor musunuz ya da gördüğünüzü anlamıyor musunuz?

Çayınıza kaç şeker atacağınızdan, yatakta eşinizle (sevgilinizle yapacaklarınızı tasvip etmiyorlar) neleri nasıl yapacağınıza kadar karışıyorlar. Neden sessiz kalıyorsunuz?

Yaşadığınız hayatın kendinize ait olduğundan emin misiniz? Emin olduğunuzu mu sanıyorsunuz a benim gözleri uykulu vatandaşım? Bakın bakalım yaptıklarınızın kaçının kararını siz veriyorsunuz?

Hayır hayır insanların işine yarayacak tavsiyelerden bahsetmiyorum ben. Bir anne bir evladına “Sıkı giyin evladım üşüme” demesi hayatına karışması değil; iyiliği içindir. Dinlemek ya da dinlememek size kalmış ancak hasta olduğunuzda haklı bir ebeveyn işkencesine maruz kalacağınızı unutmayın.

Etrafınızı kontrol etsenize. Karşıdan karşıya geçerken baktığınız sağ ya da soldan bahsetmiyorum saçmalamayın. Burada saçmalanacaksa ben saçmalarım. Sizin saçmalama lüksünüz yok. Okuduğunuzu anlayın bana yeter.

Hepimiz birbirimizin işine karışmayı, hayatlarına müdahil olmayı çok seviyoruz. Çünkü insanoğlu kaşık olmalıymış aslında.  Hayatlara karışıp ve karıştırmak. Bir insan çıkmaza girmiş ve karar veremiyorsa kesin başka bir insan fikir vermiştir.

 

Kime diyorum Ey İnsan Evladı ! ! !

Bir meslek haline geldi hayatlara müdahil olmak. Çok paralar kazananlar az para kazananlara akıl verir olmuş. Paranın çokluğu insana akıl bahşetmiyor ki.

Şunu yemeyin, bunu giymeyin, ordakini satın almayın. Bize sormadan sıçmayın.

Çayıma şeker attığımda “şeker zehirdir” diyen kişilere kaşık saplayasım geliyor. Sana ne be sana ne öleceksem ağzımın tadıyla ölmeliyim. Yediğim yemeğin, yaptığım işin ya da herhangi bir durumun karar vereni ben olmalıyım. Son karar benden çıkmalı.

Verilen tavsiyelerden bahsetmiyorum anlasanıza. Beni anlamak işinize mi gelmiyor? Evet saçmalıyorum ve saçmaladıkça rahatlıyorum. Bilim insanı değilim, yüksek eğitim kalitemde yok. Yaşadığımı, gördüğümü ve duyduğumu yorumluyorum size.

Çoğunuz buna tecrübe diyor ve tecrübeli insanlara deli gibi para saçarken benim sizden aldığım sadece bir kaç dakikanız. Okuyun diyorum. Allah’ın ilk emrini size hatırlatıyorum sadece.

Ey Yurttaşlarım,

Sizin hayatınıza sizden çok değer veriyor olmam hayatınıza karışma lüksüne sahip olduğum anlamına gelmez, gelemez. Sizin vereceğiniz kararların ne yönlendiricisi ne de sorumlusu olamam. Mavi kazak alacakken onu alma bunu al diyene “Bu benim zevkim” diyebilmeliyim. Tavsiyeleri dinlerken son kararın benden çıkacağını unutmamalıyım. Başkalarının istediği gibi yaşayacaksam “Bu benim hayatım” diyemem ki.

Nenesi tarlada doğuran kadınlar suda doğumun faydalarını anlatıyor ekranda, sağda solda. Yaptığı diyetin işe yararlılığını anlata anlata bitiremeyen hanım abla verdiği kilolardan çok memnunken giden kiloların halini hatırını soran yok. Ulan tarlada doğuran nesilden suda doğuran balina nesline evrilirken yapılan diyetlerle beynimizin çürüdüğünü farkedemiyor muyuz? Yaptığın diyeti çok paralı diyetisyen sana özel vermiş, param olursa bende giderim kendime göre diyet listesi alırım diyemeyen insan evladı başkasının bünyesine göre düzenlenmiş diyet listesiyle kilo veremiyor. Sen bu listeyi kullan diyen az kilolu insan başkasına kötülük yapıyor.

Hayıııııırr karmaşık yazmıyorum ben. Anlatabilme yeteneğim bu kadar. Edebi bir insan değilim ayrıca edebsiz biriyim. Anlayın beni.

 

Duymuyor musunuz beni?

Deli olmam haklı olmadığım anlamına gelmez. Gelemez.

Kaç çocuk yapacağımıza karar veriyorlar. Benim kaç çocuk yapabileceğim çok önemliyse neden çocuk yapabilmem için bana eş tayin etmiyorsunuz ey hayatımıza karışan kaşıklar. Akşam ne yiyeceğime, yatarken ne giyeceğime karar veren çok kararlı insanlar evlerinde ne yaşıyor çok merak ediyorum.

Evde annesinden babasından bunalan, eşinden sıkılan insan hayat gurusu oluyor başımıza. Ulan madem bu kadar yeteneklisin kendi evindeki uyumsuzluk neden?

Şunu yemeyin evladım, şu otu 33 gün kaynatıp için çocuğum, elektronik aletlerle fazla elleşmeyin diyen çok diplomalı insanlar bizim hayatımıza neden karışıyor?

“Ama onlar iyiliğimiz için bize öneriler veriyor” diyen Pollyanalar’ı sahneden alabilir miyiz?

Çikolatanın ne olduğunu bilmeyen, laboratuvar ortamında yetişen, ülkelerin başkentlerini ezbere bilip ebelemeçin ne olduğunu ayırt edemeyen çocuklar yetişiyor.

Karışmayın insanların hayatlarına.

Karışmasanıza insanların hayatlarına.

 

Eklenti Yapayım Derken

Uzun uzun yazmayı beklemeden, biriktirmeyip bu sefer har vurup harman savurayım dedim. Önceki yazılarıma eklemelerde bulunup, bilgilerinizi güncellemek istedim.

Bir otobüs manyağı olarak bu aralar otobüsler çok tatlı. Neden mi Sömestr tatili başladı. Ergenler toplu taşımayı sabahın köründe kullanmıyorlar. İnanın otobüsteki kalabalığı öğrenci ve okul çalışanları yapıyormuş. Otobüs bomboş geliyor. Koltuktan koltuğa geçiyorum. Otobüsteki insanlarla; Ayşecik filmindeki şarkı söyleyen insanlar gibiyiz. Her an otobüsün içini müzikale çevireviliriz; şoförde direk otobüsü Ruh ve Sinir Hastanesi’nin önüne çeker. Toptan rahatlarız.

Hava bugünlerde çok soğuk İstanbul’da. Eve dönüş yolunda bindiğim otobüs genelde gittiğimde durakta boş bekliyor oluyor ama şoför firarda. Çay kahve ve bilimum ihtiyaç arasında. Anlayabilirim onların teneffüsüde bu oluyor. Ancak insanız be otobüsün kalkmasına bir dakika kala gelmede 10 dakike feragat et gel kapıyı aç insanlar soğukta beklemesin değil mi güzel abim? Yok olmaz. İnanın o şoförler kendi aralarında dedikodunun dibini kazımıyorlarsa ben de birşey bilmiyorum.

Bu aralar sömestr tatili nedeni ile toplu taşıma araçları çok tatlı.

Konudan konuya atlayayım. Sabah sporum da bu olsun. Konudan konuya atlama. Konular arasında kangurusal geçiş.

Geçen “Hatçe ile Hatçe Olmak” başlıklı yazımdan sonra tehditler almaya başladım. Tabi ki hepsi Hatçe’den. Ses kaydı ile tehdit ediyor bir de. Amanin elimde kayıt var. Şimdi uyandım duruma. Hatçe istediklerimi yerine getirmezsen ses kaydını paylaşırım burada. Herkes o sesini duyar. Uyandıktan sonra yolladığın ses kaydı hani. Sesinin Osman abi gibi çıktığı. Rezil ederim seni.

İstek listem aşağıdadır:

1- Evlenecek helal süt emmiş bir hatun kişi.

2- Yeğenimi daha çok görebilmem için senin benim bulunduğum yere gelmen.

3- Yeğenim ile maça gitmek.

4- Enişte Bey ile masraflarının senin tarafından karşılanacağı Rusya Turu. (Dil Öğrenmek Amaçlı)

5- Süt emmiş olması önemli olmayan insanlığını kaybetmemiş bir hatun.

6- Düğünümün tüm masraflarını sana itelemek isterdim ama kıyamam ne de olsa kardeşimsin bea.

7- Yeğenimi haftada bir görmek.

Bunları yerine getirmezsen yeni albümünü piyasalara sunarım Hatçeeeee…

Gerçi “Oğlunu kaçırıp midye isteyeceğim” diyorum; “Yeğenin değil mi gel al” diyor. Vurdumduymaz Hatçe. Evet doğru yazdım “midye” istiyorum. Hatçe ile aramızda paranın lafı yapılmaz o bacım benim.

Düşünebiliyor musunuz Hatçe beni tehdit etti. Nereye şikayet edersen et diyor. Yok sana kız diyor. Daha neler neler diyor ağzıma almaya utanıyorum.

Ey okuyucu hala neden kınamıyorsunuz bu vatandaşı. Kınar mısınız lütfen.

Korkmuyorum senden Hatçe.

Ufak bir tırsma var ama o korkudan sayılmaz.

Hatçe ile Hatçe Olmak

Bir insana yakın olmak için kan bağı ya da akraba olması gerekmez. Bunu bir çok kez anlattım.  Yine anlatıyorum. Kan bağı biyolojiktir, gönül bağı ise manevi bağın en güçlü örneğidir. Hani senelerdir görmediğiniz insanı ilk gördüğünüzde aradan hiç zaman geçmemiş gibi muhabbet edip, özlem giderebiliyorsanız bu gönül bağındandır. “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” atasözü tamamen yalandır. Bahanedir. Görmek istemediğiniz kişiye söylediğiniz yalandır. Gönülden bağlı insanı görmen, konuşman gerekmez. İyi olduğunun haberini aldıysanız o yeter size. Kötü bir durumda zaten haber tez ulaşmıştır ve yanındasınızdır. Kandan öte dersiniz, candan öte dersiniz.

Benimde öyle bir dostum, kardeşim var: Hatçe!

Resmini yazımın en altına ekledim, bu güzel dostu sizde görmelisiniz.

İlkokulun ilk gününden beri kopmayan bir bağımız var. Annelerimizde bizim gibi dost ve kardeş.

Kardeş dediğim insandır Hatçe. O yüzden rahatça ağzıma geleni yazabiliyorum ya ona. İçimi biliyor o. Yoksa içimi dışıma çıkartmıştı çoktan.

Güzel bir başlangıç yaptım, Hatçe eminim bir iki paragraftan sonra okumaz. O yüzden ağzıma geleni yazmaya başlayabilirim.

Hatçe okudu, iş sahibi oldu kocaman bir kız oldu. “Ben bunun sümüklü hallerini biliyorum” diyebilirim. Gönlünü bir kardeşimize kaptırdı ve everdik kızımızı. Evlendi yuvasından uçtu.

Bir kardeşimin başını yaktık. Hemcinsime yazık oldu.

Durun bir dakika ben kız tarafıydım değil mi? “Olur mu öyle şey enişte beye dünyalar güzeli kızımızı verdik; daha iyisini bulamazdı. Hem okumuş, hem yetenekli, hem güzel. Arasa bulamaz”

Ya da “Ben taraf tutmuyorum iyi olan kazansın” da diyebilirim.

Evlendi gitti bacım.

Onun mutluluğu benim mutluluğum sonuçta. O iyi olsun bana yeter. Allah için Enişte Bey’de dünya iyisi bir insan. Beni bile sevebiliyor.

Dedim ya “onun mutluluğu benim mutluluğum” diye. Benim mutluluğum Hatçe’yi pek bağlamıyor galiba. Medeni halim hala bekar. Arkadaş arkadaşın “şeysi”dir sonuçta. Daha önce birçok kez anlattım hikayelerimizi. Çabalamadı değil. Çok uğraştı kızcağız yalanım yok. Hatçe’yi öldür hakkını ver. Bulduğu kızlarla güzel hikayelere sahip oldum. Anlattıkça insanlar gülüyor. Hatçe’nin bana kesin kastı vardı. Şimdi içinden kesin küfür ediyordur bana. Duymuyorum Hatçe ne diyorsun?

İnsan dostunun mutlu olmasını istemez mi? Bekarken kız bulmakla uğraşıyordun, evlendin elini ayağını çektin bu işlerden. Sen mutlusun peki benim mutluluğum ne olacak Hatçe? Ben insan değil miyim? Ben dostun değil miyim? Kendine mi Müslümansın arkadaşım?

Düşünsenize lisedeyken bana bir hatun buldu. Evet başardı. İki elin parmak sayısını geçmeyecek gün kadar çıktık. Sevgili olduk. Saçma sapan sebepten ayrıldık. Sonra ne oldu? Hatçe’nin etrafındaki tüm kız grubu bana düşman oldu. Yok düşman olmadı. En yakın arkadaşlarının eski manitası olduğumdan ve “arkadaşımın eski aşkısın olmaz” düsturunu ölürcesine benimsedikleri için bir kaynağım çürüdü. Hatçe kız bulamaz oldu. Bence bilerek yaptı, o kızla anlaştılar; “sen bunu biraz oyala, ayrıl; sonra zaten tüm kızlar tavır alır benden kız isteyemez” diye. Bak çok mantıklı geldi şimdi. Yatacak yerin yok Hatçe.

Hatçe’yi hamama yollamayı bile düşündüm. Yok yıkansın temizlensin diye değil. Kız bulsun diye. Eski geleneğimiz değil mi hamamda kız bulmak? Hatçe o sıcakta mayışır uyur diye vazgeçtim.

Hatçe evlendi. Hatçe evlendikten sonra üredi. Yok üredi hoş olmadı. Çoğaldı. Evet Hatçe tek hücreli canlı değilsin sen. Çok hücrelisin. Yavruladı mı desem?

Hamile olduğunu öğrendim, dayı olacağım diye çok sevindim. Ben tek çocuğum milletin çocuğuna dayı, amca olacağım diye yırtınıyorum ne yapayım. Hatçe benim üreyip kendi çocuğumun olmasına katkıda bulunmuyor. Tüm suçlu Hatçe.

Erkek olacağını öğrendim ahanda yeni bir Fenerbahçe’li geliyor dedim. Ama sorun Enişte Bey Fenerbahçe’li değil. Olsun anlaştık onla da yeğenim şuan Fenerbahçe’li. Doğmadan Hatçe’nin karnındayken kulağına üflemişim takımını daha ötesi var mı? Gerçi kız olsada aynı ritüeli uygulardım. Hatçe bir tanede kız yapsana be. Kız yeğenim olsun. Hemde çocuğun tek büyümemiş olur. Benim gibi milletin çocuğuna dayı mı olsam amca mı olsam diye koşturmaz.

Doğurmak istemeyebilirsin saygı duyarım. O zaman bana bul bir hatun, evleneyim ben çoğalayım yeğenime kuzen, kardeş gelsin. Beraber büyürler. Hem yeğenim yengesiz mi büyüsün? Yenge sevgisinden mahrum mu bırakalım çocuğu? İnsan kendi çocuğuna bunu nasıl yapar? Zalım Hatçe.

Evet yeğenim oldu. Mutluyum; bir şekilde kirvesi de oldum. O şerefi bana tattırdı Hatçe, ne desem boş. Mutluluğum anlatılmaz. Evet çocuğun kirvesi oldum; Pipiden Sorumlu Devlet Bakanı. Hatçe ne anlatıyorsa çocuğa beni gördüğünde çocuk pipisini tutuyor. Biliyor oranın sorumlusu benim. Umarım büyüdüğünde intikam peşinde olmaz; “Sen benim önümü kestirdin bende seni keseceğim ulan” diye.

Yeğenim oldu olmasına, alçak Hatçe aldı kocasını ve yavrusunu dünyanın öbür ucuna taşındı. Abartmış olabilirim. Aynı şehirdeyiz ama gerçekten şehirin öbür ucu. Gittikleri yerde Rus radyosu filan çekiyor siz düşünün gerisini. Her gittiğimde seferi oluyorum. Osmanlı ordusu benim kadar Avrupa’ya bu kadar sefer yapmamıştır. ‘Kırmızı Elma’ ülküsünü ben yaşatıyorum.

Müge Anlı’ya katılıp; “Bu Hatçe denen zalım yeğenimi benden kaçırdı, göstermiyor ne olur bir yardımcı olun” diyecem. Benden kaçtın Müge Anlı’dan nasıl kaçacaksın Hatçe?

Benim hayallerim vardı yeğenimi alıp sahilde gezecektim. Maça götürecektim. Ama en önemlisi sahilde, parkta gezmekti. Dayı-yeğen kız tavlayacaktık. Yeğenim için çok erken olduğu için ben tavlayacaktım o da dayısının mutluluğuna ortak olacaktı. Anası gibi değildir o.

Hem hayallerimi yık, hem bana kız bulma ne güzel İstanbul değil mi? Üstüne de yeğenimi kaçır benden.

Burada ağzıma geleni yazabiliyorum çünkü karşı karşıya geldiğimizde uslu duruyoruz. Deli deliyi görünce sopasını saklarmış ya o hesap bizimki de.

Evine gittiğimde sana mı geldim yeğenimi görmeye geldim diyorum. Daha yüzüme kapamadı kapıyı.

Ne yapsamda Hatçe işini düzgün yapsa ve beni everse.

Orman Bakanlığı’na mı şikayet etsem? “Benim odun olmamın tek suçlusu Hatçe’dir” diye. “Size masraf ve iş çıkartıyor ve bakımımla uğraşıyorsunuz” diyebilirim.

Greenpeace’e gidip “dünyada tek türüm kaldı ve çoğalmamı engelliyor” diye şikayet edebilirim. “Ben üremezsem neslim son bulacak” demem çok mantıklı. Giderler Hatçe’nin kapısına kendilerini zincirlerler, atraksiyon yaratırlar. Hatçe rezil olmamak için evlendirir beni biriyle.

Polise gitsem şikayet etsem; “Yeğenimin yenge sevme hakkını engelleyen davranışlarda bulunuyor ve benim mutluluğa kasıtlı saldırıyor” desem yaptırımı olur mu?

Size soruyorum a dostlar bu Hatçe’yi nereye şikayet edeyim?

Siz kınar mısınız Hatçe’yi lütfen?

Kınayın.

Bu yazıdan sonra uzun süre benden haber alamazsanız failim Hatçe’dir, durumum meçhuldür.

36da2aad0f

İşte Hatçe 🙂

Hatçe yazıyı okumadan hemen resme bakmaya sayfanın aşağısına indin değil mi?

Naber Hatçe 🙂

Müsait Bir Otobüse Binecektim

Yaşadığım şehir olan İstanbul’un yaz-kış farklılıkları vardır. Eziyet, çile, güzellik, keyif gibi anlık durum değişiklikleri yaşamaktayız.

Buna en büyük örnek ise toplu taşıma araçlarıdır.

Evet yine otobüs.

Hem otobüs fakir sörfüdür.

500t-otobus-hatti

Çok uzun tuttum kendimi yazmamak için. Hem birikim olsun dedim hem de “Emekli Huysuz İhtiyar” kalıbımdan uzaklaşmak istedim ama olmuyor. Kelimeler ağzımdan dökülüyor, kulaklarımdan harfler taşıyor. Beynimde daha fazla boşluk kalmadı. Yazmam gerenk çok fazla birikti.

Toplu taşımalar aslında insanların sosyalleşip, kendini bulması gereken ortamlar sağlayan yerler olmalı. Kitap okuyana kitap ile alakalı birşeyler sormak ya da söylemek, müzik dinleyene ne dinlediğini sorup tavsiye istemek gibi. Ama bu ülkemizde imkansıza yakın. Çünkü biz evimizden sokağa çıktığımız an bir maske takıyoruz ve tanımadığımız her insana düşmancasına bakıyoruz. Evet üçüncü sayfa haberlerini bende okuyorum. Evet bende “tanımadığın insanlarla konuşma evladım” tembihleriyle büyüdüm. Ama kabuğumuzu kırmamız gerekmez mi? Güvensizlik içinde yaşıyoruz ve bu bizim insanlığımızı öldürüyor.

Toplu taşıma araçların mevsimsel durumu söz konusu. Yazın daha sereserpe takılırken kışın kat kat giyinen insanlar otobüste daha çok yer kaplıyor. Okulların tatil olması ile tenhalaşan otobüsler kışın tıklım tıklım dolup taşmakta.

Mont giyme mevsimi gelince otobüsler daha bir dayanılmaz oluyor. Et ete değmeyince huzursuz oluyoruz galiba. Şu kapüşonu tüylü montlara ayar oluyorum. Boyum zaten kısa kız-erkek giyiyorsunuz tıklım tıkış otobüste o tüyler suratımın her bir tarafını taciz ediyor. Sonra neden hapşuruyorsun diye bana bakıyorsunuz. Sabah sabah orama burama tüy kaçmak zorunda mı? Böyle moda mı olur? Tüylü kapüşon mu olur lan?

Yaşlı insanların otobüsü kullanması hakkında düşüncelerimi az çok biliyorsunuz. Hala değişmiş bir durum söz konusu değil. Geçen bir haber -bu sitedeki tanıdığımda beni bilgilendirdi- yaşlılara yer vermemenin onlara iyilik olduğunu savunuyordu. Bunu burada çirkefleşebilen ihtiyarlara da anlatsanıza.

Otobüste oturabilmek için ilk duraktan binenlerdenim ben. Ruh gibi çıkmışım işten binmişim otobüse evime dönmeye çalışıyorum. Teyzem takmış takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş belli dedikodu ağırlıklı ortamından evine dönmek için binmiş otobüse. Yer var mı? Yok. Yer veren var mı? Yok. Teyzem söylenmese, carlamasa olur mu? Olmaz. Başladı gençlik ölmüş bu ülkede. Evet öldük. Toplu katliama uğradık biz gençler. Diyemiyorum. Tartışacak bile halim yok. Devam etti: “Efendim Avrupa’da gençler yer vermek için yarışıyorlar. Onları örnek alan var mı? Yok”. Diyemedim “teyze biptir git Avrupa’da yaşa” diye. Susuyorum. Baktı “Avrupa Avrupa duy sesimizi” temposu ve milli duygu sömürüsü de işe yaramadı. Yer veren yok. Daha damardan girmeliyim dedi: “Sözde Müslümanız derler bir de efendim”. Döndüm suratına baktım ama sustum. Sadece sustum. Ulan sana yer vermememin din ile alakası nedir? Günah mı sana yer vermemek? Eee senin mantığınla yüzüne sürdüğün onca boyada günah değil mi? Yaşıtların Hacca giderken sen ev ev dolaşıp dedikodu-kısır çiftleşmesi yaşıyorsun biz birşey diyor muyuz? Demedim, diyemedim. Korktuğumdan değil. Halim yok. Kadın dayaktan öldürse ölmem yorgunluktan. Sustum sadece. Size anlatıyorum şimdi.

Yaşlıların, yaşlandıkları için intikamlarını gençlerden almak istemelerini anlayamıyorum. Ben şimdiden “Huysuz İhtiyar” olduğum için yaşlılığımda melek olurum heralde. Gençlere kalkar yer veririm otobüste o derece. Her bokta gençlere sallayalım. Nasılsa laf edemezler, ederlerse saygısızlıkla suçlarız. Otobüsteyim oturuyorum. En arkada 4 kişilik karşılıklı bölümler vardır ya otobüslerde onlarda kenar taraftayım. Sol çaprazımdaki cam kenarı koltuk boş. Diğer tüm koltuklar dolu. Teyzem geldi dibimde 15 dakika gitti ayakta. Boş yeri görmüyor. Bende uyarmıyorum belki oturmak istemez. Mahrem-namahrem durumu. Birden boş yerii gördü ve zıpladı oraya. Oturdu ama susmadı. “Gençlerimize bak boş yer var söylemiyorlar maşallah”. Benim sana boş yer durumu verme zorunluluğm mu var? Başka birisi seni uyarmadan etrafını kontrol edemiyor musun? Yok olmaz kendi hatasını başkasına atacak ki içi rahat etsin. Diğer oturanlarla birbirimize bakıp gülüştük; teyze bozuldu ama belli etmemek için uyuma rolüne girdi.

Bu kış sezonunda belki ilk kez otobüs ile ilgili yazıyorum. Yeni kahramanlarımız var. Tanısanız sizde çok seversiniz. Bir ana-kız var otobüsümüzde. Kızımız lise çağlarında annesi ne çağlarında pek anlayamadım. Gerçi epeydir annesi binmiyor otobüse. Otobüse ana-kız, baba-oğul, her türlü kombinasyonda binebilirsiniz bunda bir problem yok. Ancak kızımız direk sevenler familyasından. Yeni nesil otobüslerde girişte direk ve bir boşluk var. Hanım kızımız o boşluğa montunu ve çantasını yerleştirip, orada bulunan direğe yapışıyor. Ayrılmıyor. Diğer taraftaki direkte doluysa otobüsün arkasına geçmek namümkün. Annesi ile ayakta ise yer boşalınca annesi için savaşıyor, annesi oturuyorsa yanındaki koltuk boşalınca kızını oturtmak için elinden geleni yapıyor. Ana yüreği yavrucağının ayakta kalmasına razı olmuyor.

Diğer kahramanımızda kapı seven Hodor’umuz. Başka bir lise öğrencisi kardeşimiz. Gerçekten bir Hodor. Sağlıklı ve iri. Otobüsün orta kapısından bir adım öteye gittiği çok nadir görülür. Kapıdan ayrılamıyor. Kapı ile açılıp ve kapanan kişilerden. Adeta bir kapı. Orta kapıya ismine verseler yeridir. İri olduğu için otobüsten inerken herkese problem yaşatmaktan mutluluk duyuyor galiba. Sürtünerek sosyalleşmeyi seçmiş olabilir. Saygı duymak lazım. Geçen gün mecburi bir şekilde otobüsün arkasına gitmek zorunda kaldı. Ama ne yaptı ne etti bu seferde arka kapıya yapıştı. Hovardalıkta resmen.Orta kapıyı arka kapı ile aldatıyor. Kapıya yapışmadan edemiyor. İlla bir kapı olacak. Evinde ne yapıyor çok merak ediyorum. Bugün sabah yoktu Hodor bende orta kapının buğulanan cama “Hodor seni arka kapı ile aldatıyor. -Bir Dost-” yazdım. İnşallah ayrılık yaşanmaz.

799bad5a3b514f096e69bbc4a7896cd9_1324944653

Ben etrafıma dikkat eden bir insan evladıyım. Yürürken, otobüste ve her yerde. Günümüzde neyin nereden geleceği belli olmuyor o nedenle etrafımıza da dikkat etmek gerekiyor. Hayatım boyunca hiç bir karşı cinsimi rahatsız etmemişimdir. Haddimi ve sınırımı bilen bir insanım. Evet hoşlandığım kızları süzerim ama edebimle. Bu şekilde yetiştirildim ben. Evet uzun süredir yalnızım, hormonlarım söz konusu ama beynim ile hareket ediyorum hep. Vicdanda diyebilirsiniz buna. Hikayelerimi anlatıyorum size. Hatçe sponsorluğunda yaşadığım olaylardan bahsediyorum size. Hatçe’nin kız bulamaması söz konusu hep. Hatçe’yi önümüzdeki günlerde ifşa edeceğim burada. Bu yazdığımı okuyorsa ayağını denk alsın. Neyse konuma dönersem dün sabah otobüs beklediğim durakta 3-4 tane üniversite öğrencisi de otobüs beklemekte. Hani duraklarda gelen otobüsleri ve sürelerini gösteren ekran vardır ya bende devamlı o ekrana bakıyorum. O ekranın altında da bu öğrencilerin içindeki tek kız kardeşimiz oturmakta. Ben ekrana baktıkça bu bir hallere giriyor. Ne oluyor derken anladım ki ona baktığımı sanıyor. Yemin ederim ki baktığım yok. Zaten sabahın köründe uyanamamışım ekranı zor görüyorum. Uyanamamışım. Kız gelip bana yazsa “git işine bacım uykum var” diyecek durumdayım. Baksam “evet baktım ulan” diyecek karakterdeyim. Hatçe sponsorluğunda yaşadıklarımı yazdım gizlim saklım yok benim. İçim dışım birdir. Ayrıca baktığım bir kız var otobüste; o da epeydir yok ortalıkta. Bakıyorsam edebimle, platonik durumda ve namusluca bakıyorum. Rahatsız etmeden. Neyse otobüse bindik. Zaten tıklım tıklım bu da geldi önümde duruyor. Önüme bakıyorum bir hareketlere bürünüyor. Önüme bakamıyorum. Yere bakıyorum; yerde nereye bakıyorum diye meraklanıyor. Nereye bakacağım lan. Gözlerimi kapatsam hayal kuruyor diyecek kıvamda. Ne yapacağımı şaşırdım. Neyse ki durağım geldi ineceğim. Durağım geldi tutmayın beni. Onunda ineceği tutmaz mı? Şans eseri aynı durakta indik. Sol tarafımda duruyor karşıya geçeceğiz. Tek ortak noktamız karşıya geçmek. İnsani hareket olarak karşıdan karşıya geçerken soluma baktım. Bu hanım kızımızda solumda. Bir hareketler bir kendini beğenmiş tavırlar. Sanıyor ki ona bakıyorum. Arkadaşım araba geliyor mu ona bakıyorum be. Deli etti adamı. Tamam çok akıllı olduğum söylenemez.  Üniversite kazanmışsın, aklın başında hareket etmen gerek senin. Okuyorsun sonuçta, geleceğimize aydın bir nefer olman gerekiyor. Dünya kendi etrafında dönüyor sanıyor herhalde. Herkes ona bakıyor, herkes ondan hoşlanıyor. Prenses havaları nedir ya. Sesimi çıkartmadım. Çünkü ne desem 1-0 geride başlayacağım. Toplumumuzda her erkek potansiyel sapıktır ya. Allah’ıma şükür ailemden namus ve insanlık eğitimimi tam aldım. Hadi otobüsteki tavırları yanındaki erkekleri kıskandırmak amaçlıydı diyeceğim ama durakta tek indi. O çocuklardan birinden hoşlanıyordu kıskandırmak istedi diyeceğim o da olamaz. Yanındaki erkeklere belli etmek niyetinde olsaydı, yanındaki çocuklar neden etkisiz kaldı? Belkide boş yere dayaktan kurtuldum. Belkide o çocuklar çok geniş ya da kızın ne halt olduğunu biliyorlar.  Sevmiyorum kendini beğenmiş insanı.

En başında yazdım sosyalleşmek için çok uygun yerler toplu taşıma araçları ancak ülkemizde mevzubahis bir durum değil. Biz nefret, kibir ve gıybet doluyuz. Sabahları günaydın demekten uzak. Otobüsün arkası boşken ön tarafta toplanıp yeni binecek insanlara eziyet etmeyi seven bir toplumuz. Empati yapamıyoruz. Uçakların ön tarafı birinci sınıf/V.İ.P oluyor otobüslerin değil. Bizim toplu taşımaya bindiğimizde mutlu inmemiz gerekirken, küfür dolu iniyoruz nedensizce. Manyak değilim otobüste mutlu olmanın çok yolu var tanımadığınız insanlarla bilgi paylaşımı yapabilir, bir günaydın ya da güler yüz göstermek insanı mutlu edebilir. Evet içimiz çürümüş bizim. Uzak şeyler bunlar bize. İş yerinde sevdiğim bir ablam her sabah bindiği minibüste yaşadıklarını anlatınca anladım ki biz birbirimizi canavarlaştırıyoruz. Minibüste yaşlılara yer vermeyen, uygunsuz davranan liselileri anlatıp; “içimden bellerine tekme atasım geliyor” deyince anladım. Toplu taşıma araçları bizi canileştiriyor. Bence toplu taşıma araçlarında havalandırma yöntemiyle hepimize antidepresan filan vermeleri gerekiyor. Ne kadar pamuk olur yolculuklarımız.

Ne kadar dolmuşum. Yazdıkça açıldım.

Hala toplu taşıma araçlarına binmek için insanların zeka testine girmesi gerektiğini savunuyorum.

İETT’yi göreve çağırıyorum.